Home » Haberler » ”Doğu Türkistan’da İnsan Hakları İhlalleri” Paneli Gerçekleştirildi

”Doğu Türkistan’da İnsan Hakları İhlalleri” Paneli Gerçekleştirildi

Programın açılışını yapmak üzere kürsüye gelen Türk Ocakları Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. İbrahim ATABEY Süleyman Çolpan’ın “Gözel Türkistan” şiirini okumasının ardından misafirleri saygı duruşuna ve İstiklal Marşı okumaya davet etti.

Türk Ocakları Genel Başkanı Prof. Dr. Mehmet ÖZ’ün yönettiği panele konuşmacı olarak Çin’in Türklere uyguladığı zulüm kamplarında kaldıktan sonra kurtulan ve daha sonra Türkiye’ye gelen Ömürbek BEKALİ, Uluslararası İnsan Hakları Avrasya Forumu Genel Sekreteri Abdullah BUKSUR, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Erkin EMET, Hacı Bayram Veli Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdürreşid Celil KARLUK katıldı.
Bizim Derdimiz Türk Milletinin ve Türk Dünyası’nın Geleceğini Korumaktır
Hem oturum başkanı hem konuşmacı olarak katılım sağlayan Türk Ocakları Genel Başkanı Prof. Dr. Mehmet ÖZ konuşmasına Türk medyasının özellikle Doğu Türkistan’daki soykırım hakkında sessiz kaldığına dikkat çekerek başladı. Prof. Dr. Mehmet ÖZ, “Öncelikle bu hususu değerlendirmek için Türk-Çin boyutunu değerlendirmeliyiz. Bizim derdimiz Türk milletinin ve Türk Dünyasının geleceğini korumaktır. Bu yüzden bu kardeşlerimizin sorununa çözüm bulmak ve dünyaya duyurmak zorundayız. Bugün Türkiye ile Çin arasındaki ithalat ve ihracat dengesi Türkiye’nin aleyhine işlemektedir fakat; Çin belli ticaret yollarıyla dünyaya açılmayı hedeflediği için Türkiye konum olarak kritik bir noktadadır. Bu açıdan Türkiye, Çin için iyi bir pazardır ve çeşitli yerlere açılmak için iyi bir kapıdır. Sonuç olarak bu ilişkilerde Çin’in bize çok daha fazla ihtiyacı vardır. Bizim hükümetimiz bunu Çin’e diplomatik bir lisanla anlatabilir ve ilişkilerimiz geliştirilmek isteniyorsa orada yaşayan Doğu Türkistanlıların temel insan haklarını rahat ve özgür bir şekilde kullanılması sağlanabilir. Bizim Çin’in siyasi ilişkileriyle alakamız yoktur bizim derdimiz uygulanan asimilasyon politikasının sona ermesini sağlayabilmektir.” diyerek konuşmasını sonlandırdı ve sözü Ömürbek BEKALİ’ye verdi.
Biz Türk Olarak Doğduk ve Öyle Öleceğiz
Çin’in Türklere uyguladığı zulüm kamplarında 8 ay kaldıktan sonra kurtulan ve daha sonra Türkiye’ye gelen Ömürbek BEKALİ konuşmasına “30 milyon Türk soylu kardeşimin derdini anlatmak için burada olmaktan gurur duyuyorum.” diyerek sözlerine başladı ve kamplarda yaşadığı zulmü anlatmaya başladı. BEKALİ, “2006 yılında bir özgürlük arayışıyla Kazakistan’a çıkmıştım. 2017 yılının Nevruz ayında Kazakistan’daki büyük bir şirketin toplantısında bulundum ve ardından 25 Mart günü ailemin yanına gittim. Akşam saatlerinde evime gelen 5 polis tarafından zincir vurularak götürüldüm. O gün ilk önce hastaneye götürüldük ve bütün organlarımız kontrolden geçirilip DNA’mız alındı. Hastaneden çıkarılıp karakola götürüldükten sonra herhangi bir gerekçe sunulmaksızın 4 gün 4 gece boyunca türlü işkencelere maruz bırakıldık. Hapse atılanlar genellikle bu toprağın sahibi olan Uygur, Özbek, Tatar, Kazak, Kırgız Türkleriydi. Kamplara başımıza çuval geçirilip zincirlerle bağlı bir şekilde götürüldük. 15 ila 80 yaş aralığındaki kişiler yeni bir insan gelene kadar ranzaya zincirli şekilde yaşıyorlar lakin yer boşalması ranzaya zincirlenen insanın işkenceyle öldürülmesi veya organlarının çalınmasıyla gerçekleşiyor. Bizlere Müslüman ve Türk olduğumuz için terörist deniliyor. Çin hükümeti o kamplar için eğitim merkezi diyor fakat tamamıyla bir asimilasyon merkezi. 18 Eylül’de babam o kampta öldürüldü ve bize naaşı bile verilmedi. Orada sadece ben değil milyonlarca Türk soylu kardeşim öldürüldü. Ben bir Hun evladı Türk soylu olarak oradaki kardeşlerimin feryadını dünyaya anlatmayı bir vazife olarak görüyorum. Ömrümün sonuna kadar Doğu Türkistan’ın bağımsızlığı için mücadele edeceğim. Biz Türk olarak doğduk ve öyle öleceğiz.” diyerek konuşmasını sonlandırdı.
Prof. Dr. Mehmet ÖZ konuşmanın ardından orada hayatını kaybeden soydaşlar için baş sağlığı diledi ve Ömürbek BEKALİ’ye teşekkürlerini sunduktan sonra sözü Uluslararası İnsan Hakları Avrasya Forumu Genel Sekreteri Abdullah BUKSUR’a verdi.
Doğu Türkistan’daki Problem, Haklarını Devrettikleri Devletin Onları Soykırıma Sürüklemesidir
Uluslararası İnsan Hakları Avrasya Forumu Genel Sekreteri Abdullah BUKSUR, Türk Ocaklarına bu daveti için teşekkür ederek konuşmasına başladı. BUKSUR, “Doğu Türkistan’da yaşananları uluslararası hak ihlallerine göre anlatmamız gerekmektedir. Ne yazık ki bizim medeniyetimiz her zaman bu toprakların üzerinde kim olduğunu önemsemeyen, altındaki kaynaklara göz diken ülkelerle savaştı. Doğu Türkistan mücadelesini bir başka boyuta taşıyan rahmetli Osman BATUR’un “Türk’üz deyip çekip çekip vurdular, bizi vurup sordular, ölümden öteye yol mu koydular, dikiliyoruz ulan!” sözleriyle birlikte bugün dikilme zamanı ve bayrak olma zamanı olduğunu düşünüyorum. İnsan hakları, adalet, özgürlük gibi sözcüklerin anlamını yitirdiği bu zamanda buna sahip çıkmalıyız. Çünkü bugün bizim ülkemizde yaşanan en büyük sorunlardan biri kavramların kirletilmesidir.” diyerek insan hakları kavramlarının doğru anlaşılması gerektiğini vurguladı. Abdullah BUKSUR, “Doğu Türkistan Türklüğünün bugün yaşadığı temel problem insanların haklarını devrettiği devletin, bu hakları insanlara zulüm ve kötü muamele hatta soykırıma varan etnik ötekileştirme sürecinin malzemesi olarak kullanılmasıdır. İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün hazırladığı raporda Doğu Türkistan’da yaşayan herkesin Çin yönetimi tarafından ideolojik virüslü insanlar olarak görüldüğü yazmaktadır. Bu yüzden de Çin Hükümeti, Uygur bölgesinde yaşayan Müslüman Türkleri virüslü düşünceden arındırmak adına kamplarda eğittiğini söylemekte ve gerekçe olarak şiddetli aşırılığa darbe vurmayı göstermektedir. Bu gösterilen gerekçe etrafında insan hakları umursanmaksızın ihlal edilmekte ve insanlar tutuklanmaktadır.” diyerek baskı ve zulme karşı kamplarda tutulan bir milyon insan için sesimizi duyurmamızın gerekli olduğunu belirtmiştir. Abdullah BAKSUR, “İnsan hakları açısından üzerinde durulması gereken diğer bir konu yargısız infazdır. Avukatlara başvuran insanların üzerinde herhangi bir suç bulunmadığı için avukatların çaresiz kalması buna en büyük örnektir. Çin Hükümeti, Türk- Müslüman halk için Doğu Türkistan’da yaşananlarla ilgili olarak ifade özgürlüğünü, gösteri hakkı kullanmayı, dini özgürlüğü hatta üreme hakkı dahil birçok kişisel özgürlüğü yasaklamıştır.” diyerek konuşmasını sonlandırdı.
Prof. Dr. Mehmet ÖZ, BUKSUR’un konuşmasının ardından sözü Prof. Dr. Abdürreşid KARLUK’ a verdi.
Çin’in Zihniyetinde ‘Fark Tehdittir’ Anlayışı Vardır.
Prof. Dr. Abdürreşid KARLUK, söze olayın gelişim seyri ve dikkat edilmesi gereken hususlar hakkında konuşacağını belirterek başladı. Prof. Dr. Abdürreşid KARLUK, “Doğu Türkistanlıların insan haklarına olan saldırılar sadece Doğu Türkistan sınırları içerisinde değil, yaşadıkları her yerde Çin tehdidi ya da Çin’in ilgili ülkelerde kurduğu lobicilik ağlarıyla da gerçekleşmektedir. Bu bölgedeki hak ihlalleri MÖ 138’de Çinli bir generalin Hunları kuşatmak için o bölgeye gitmesiyle başlamıştır ve bu Talas Savaşı’na kadar devam etmiştir. Ardından Mançu Çin Ordusunun işgaliyle beraber insan hakları ihlalleri günümüze kadar gelmiştir.” diyerek konuşmasına başladı. Prof. Dr. Abdürreşid KARLUK, “Çin’in zihniyetinde ‘fark tehdittir.’ anlayışı vardır. Dolayısıyla Çin, kontrol ettiği sınırlarının içinde Çince konuşulmasını, Çince düşünülmesini istemektedir. 1997’den itibaren Çin’in yürürlükteki bütün yasalarının Doğu Türkistan’ da rafa kaldırılmasıyla birlikte Doğu Türkistan Çin’in kültürel sınırları içerisine alınmaya başlamıştır. Bunların hepsi ‘fark tehdittir’ anlayışına dayanır ve bu anlayış Çin tarzı asimilasyondur. Çin tarzı asimilasyon, batı tarzı asimilasyondan farklı olarak insanları işkence ederek, korkutarak, tokatlayarak, marjinalleştirerek asimile etmektedir. Bu asimilasyon acılıdır, süreklidir ve daimidir. Bu süreçteki zulümler dinin yasaklanması, dilin yasaklanması, ticari alanın marjinalleştirilmesi, istihdamda dışlamanın artması ve sürekli kışkırtıcı uygulamalarla Uygurları terörist göstermek için kendilerinin hazırladığı tezgahlardır. Bu uygulamaların tek bir hedefi vardır o da bölgeyi İslamiyet’ten ve Türklerden arındırmadır. Güvenilir kaynaklara göre üç çeşit kamp oluşumu vardır. Bunlardan ilki, eğitim ve öğretimle merkezi dönüştürmedir. Bu kampa genellikle Çince bilmeyenlerin sokulduğu söylenmektedir. İkincisi, daha önce de bahsedilen virüsü temizlemek adına hukuk sistemi kamplarıdır. Üçüncüsü, rehabilitasyon merkezidir ki bu kamp en kötü muamelelerin yaşandığı kamptır. Buraya yurtdışıyla bağlantısı olan aydınlar, öğretmenler getirilmektedir. Yani özetle tüm Doğu Türkistanlılar bu kamplara şiddet zoruyla getirilmektedir.” diyerek Türk basınının bu konu hakkında sessiz kaldığına ve Türkiye’de yaşayan Türkistanlıların görmezden gelindiğine değinerek konuşmasını sonlandırdı.
Prof. Dr. Mehmet Öz, Prof. Dr. Abdürreşid KARLUK’ a konuşması için teşekkür ettikten sonra panelin son konuşmacısı olan Doç. Dr. Erkin EMET’ e söz verdi.
Doğu Türkistan Meselesi Türk Dünyası’nın Meselesi Olduğu Zaman Çözülecektir.
Doç. Dr. Erkin EMET konuşmasına Türk Ocakları’na Doğu Türkistan davasını gündeme getirdikleri için teşekkür ederek başladı. Doç. Dr. Erkin EMET, “Anadolu Türkü’nün bugün ciddi anlamda Doğu Türkistan davasına ilgisi var fakat bunun siyasete yansımamasını irdelememiz lazımdır.” diyerek konuşmasına başladı. Doç. Dr. Erkin EMET, “Doğu Türkistan 1949’dan beri Çin tarafından bir tehdit olarak görülmüştür. Soğuk Savaşın bitmesi ve Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinin bağımsız olmasıyla Çin daha stratejik bir boyutta Doğu Türkistan meselesini ele almaya başlamıştır. 11 Eylül sonrası Doğu Türkistan meselesi uluslararası platformlarda gündeme gelmeye başlamıştır ve hemen 11 Eylül sonrası Çin hükümeti terörizmle savaş adı altında bölgede savaş ilan etmiştir. Burada Çin hükümetinin terörist diye bahsettiği Uygur bölgesinde yaşayan Müslüman Türk insanlardır.” diyerek Çin’deki Türk bayrağı, dil, din yasaklarından bahsetmiştir. Prof. Dr. Erkin EMET son olarak “Türkiye’de bu konu hakkında ne yapmalı?” düşüncesine önerilerini şu şekilde sıralamıştır: “Öncelikle acil bir söylem geliştirilmeli, insan hakları çerçevesinde çalışmalar yapılmalı, sivil toplu kuruluşları bu meseleyi gündeme almalı, Türkiye Çin tarafından tek taraflı bilgilendirilmemeli Türk medyası bu konuya yer vermelidir. Üniversitelerde Doğu Türkistan araştırma merkezleri kurulmalı, Türk Dünyası Doğu Türkistan’daki ortak kültürel mirasa sahip çıkmalı ve Doğu Türkistan davası Türk Dünyası’nın davası olmalıdır.” Prof. Dr. Erkin EMET, Doğu Türkistan meselesinin Türk Dünyası’nın meselesi olduğu zaman çözüleceğini belirterek konuşmasını sonlandırdı.
Kaynak: 
https://www.turkocaklari.org.tr/paneller/dogu-turkistan-da-insan-haklari-ihlalleri-paneli-gerceklestirildi-9033

About admin