Home » Haberler » Çin’in İstanbul Başkonsolosluğu Önünde Protesto Eylemi

Çin’in İstanbul Başkonsolosluğu Önünde Protesto Eylemi

Doğu Türkistan Bölgesi`nin başkenti Urumçu`de 2009 yili 5 Temmuzda meydana gelen olaylar, Çin`in İstanbul Başkonsolosluğu önünde protesto edildi.

İşgalçi Çinin Tarabya`daki başkonsolosluk binası önünde top

 

Zalimin zulmüne karşı haykırmanın, Müslümanın, Türkün, herbir Türk evladının kanının hesabını sormanın, üstü açık hapishanede mahsur kalan dini ve milli kardeşlerimizin hakkını savunmanın ve Kızıl Çin’in zalim ordusu tarafından vahşiylerce bastırılan aziz milletimizin yalnız olmadığını bütün dünyaya bir kez daha haykırmanın tam zamanı ve günü gelmiştir, O gün, yarın 5 Temmuz 2011 Salı günüdür. Bundan 2 yıl önce tam bu günlerde Doğu Türkistan’ın başkenti Urumçi’de Kızıl Çin ordusu tarafından “Adeta Soykırım”a uğrayan halkımızın yürek acılarını paylaşmak ve aziz şehitlerimizi anmak maksadıyla, 5 Temmuz 2011 Salı günü, Zalim Çin Hükümetinin İstanbul Başkonsolosluğu önünde protesto eylemi düzenlendi

Doğu Türkistan Bölgesi`nin başkenti Urumçu`de 2009 yili 5 Temmuzda meydana gelen olaylar, Çin`in İstanbul Başkonsolosluğu önünde protesto edildi.

İşgalçi Çinin Tarabya`daki başkonsolosluk binası önünde toplanan 200 kişilik bir grup, “İşgalçi Kızıl Çin Doğu Türkistandan Defol” sloganı atarak tekbir getirdi. Grup daha sonra başkonsolosluk binası önünesiyah çelenk bıraktı. 

Doğu Türkistan Maarif Derneği‘ne üyeyaklaşık 200 kişilik grup sloganlar atarak Çin Konsolosluğu önünde bir araya geldi. Polis bariyerlerini aşmaya çalışan göstericilerle güvenlik güçleri arasında kısa süreli gerginlik yaşandı.

Gerginliğin ardından açıklama yapan Doğu Türkistan Maarif Derneği Genel Başkanı Hidayet Oğuzhan, burada grup adına yaptığı açıklamada, “Çin ordusunun 1949 yılından bu yana Doğu Türkistan`daki Müslüman halkı yok etmeye çalıştığını, dini, milli, ekonomik, demografik ve kültürel yönden baskıcı politika sürdürdüğünü” iddia etti.

Oğuzhan, 5 Temmuz 2009`da Urumçi`de bir katliam gerçekleştiğini ve tüm dünyanın bu olayı seyretmekle yetindiğini öne sürerek, şunları söyledi:

Zalim Çin Hakimiyeti, 1949 yılında Doğu Türkistan’ı tamamen işgali altına aldığından beri Doğu Türkistan’ın asıl sahibi olan Müslüman Türk halkını yok etme ya da tamamen asimile etme maksadıyla icraata koyduğu dini, milli, ekonomik, demografik ve kültürel baskıcı politikalarını tüm hızıyla devam ettirmekte ve bu yollarla milyonlarca Müslüman halkımızı toplu kıyıma maruz bırakmış, aydın, bilgili, halkın önderi sayılan kişileri yok etmiş, milyonlarcasını da hapislerde bin türlü işkencelerle şehit etmişlerdir. Bu zulüm ve işkencelere dayanamayan Müslüman halkımız yüzlerce kez zalime karşı ayaklanmış, ancak zalim Çinliler tarafından kanlı ve hunharca bastırılmıştır. Sizin de bildiğiniz üzere ve bugün burada toplanmamızın asıl sebebi olan 5 Temmuz 2009’daki Urumçi katliamı, Çinlilerin bize reva gördüğü ve tüm dünya halkının sadece seyretmekle yetindiği, bazı devlet liderlerinin katliamı ancak kınadığı, bazılarının ise Çin’in lehine açıklama yaparak kendi namussuz ve şerefsizliğini bir daha gözler önüne serdiği kasvet olaylardan bir tanesidir.

Bugün, 5 Temmuz Urumçi Katliamının iki yıllığı münasebetiyle şunu açıkça ifade etmek gerekiyor ki, sahtecilikte sınır tanımayan Çinliler hala bazı şuursuz liderlerin ve dünya halkının gözlerini boyamakla meşguldürler. Çin, Doğu Türkistan’ın demografik yapısını değiştirerek Müslüman Türk halkı tamamen asimile etmek için bir taraftan doğum kontrolü, çift dilde eğitim, ticari ambargo, tarım ve hayvancılıkta kısıtlama gibi baskıcı politikalarını yürütürken, diğer taraftan da Doğu Türkistan’a her gün binlerce Çinliyi göç ettirerek zaten Doğu Türkistan’ın her köşesine kum gibi yayılan göçmen Çinlilerin sayısını 10 yıl içinde 200 milyona ulaştırmak için yoğun çaba sarf etmektedir.

Bunlarla da yetinmeyen Çinliler, o kanlı ellerini yabancı ülkelere uzatmakta ve yurt dışında Çin’in zulmüne karşı faaliyet yürüten ya da normal ticaret ve başka işlerle uğraşarak hayatını sağlamakta olan Doğu Türkistanlıları hukuksuz tutuklayarak Çine götürmektedir. Özellikle son zamanlarda uluslar arası hak ve hukuka aykırı olan bu tür eylemlerin sayısında artış görülmekte, Çin kendi ekonomik gücüne dayanarak, bazı devlet adamları ya da yetkilileri kandırarak O ülkelerde bulunan Doğu Türkistanlılar üzerine baskı yapmaktadır. Buna örnek verecek olursak, 2009 yılında Kamboçya hükümeti 22 tane Uygur Türkünü 1 milyar dolar karşılığında Çine teslim etmiştir. Bu yıl ocak ayında Tacikistan hükümeti, Çin’le arasındaki belirlenmemiş sınır bölgesinde kendisine adeta hibe edilen 300 km kare karşılığında yıllardan beri Tacikistan’da ticaretle uğraşan ve T. C. Vatandaşı olan 3 D. T. liyi tutuklayarak Çine teslim etmiştir. Son olarak ta, bu yıl Mayıs ayının sonlarında Kazakistan emniyet güçleri, Çin zulmünden kaçarak kendi ülkelerine sığınan ve BM ofisine başvuran bir Doğu Türkistanlıyı Çine iade etmiş bulunmaktadır.

Çin’in bu baskıcı politikaları Türkiye Cumhuriyetinde de gün geçtikçe ağırlık göstermekte, sözde iki ülke arasındaki ilişkiyi geliştirmek amacıyla ticari, askeri, bölgesel güvenlik ve teröre karşı ortak mücadele gibi konularda türlü anlaşmalar yapmaktadır. Dışişleri bakanı sn. Ahmet Davutoğlu Kaşgar ve Urumçi’yi ziyaret ederken, aynı günlerde içişleri bakanı Beşir Atalay’ın pekin’de Çin Hükümetiyle yaptığı anlaşmaların konusu ve içeriği bizleri derin endişeye sevk etmiş ve son derece rahatsız etmiştir. Şimdi size soruyorum, aralarında 5000 kilometrelik mesafe olan iki ülkenin arasında bölgesel güvenlik ve teröre karşı anlaşma demek ne anlama gelmekte ve bu anlaşmanın hedef tahtasında kimler bulunmaktadır?! Bunu herhangi bir şekilde açıklamak ya da başka türlü anlatmak mümkün değildir. Biz, elbette Türkiye Cumhuriyetinin her yönden gelişmesi ve güç kazanmasından yanayız, ama bizim kan kardeşlerimiz olarak bildiğimiz Türk halkı ve en son kalemiz olarak bildiğimiz Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin özellikle Çin ile yaptığı anlaşmalarda biz Doğu Türkistanlıları her zaman gözü önünde bulundurmalarını ve ikili ilişkilerinde bu hususlara çok ama çok dikkat etmelerini umuyor ve bir kez daha hatırlatmak istiyoruz.

Asıl meseleye gelecek olursak, bundan iki sene önce zalim Çin hükümeti ve tam teşekküllü askerlerin ardına sığınan Çinliler, Urumçi ve diğer bölgelerde terör estirmiş, kanlı kıyım ve katliamlara sebep olmuştur. Pek yakında elimize geçen bir video görüntüleri bu vahşetin açık delili niteliğini taşımaktadır. Bu katliamın, bu vahşetin tek sorumlusu zalim Çin hükümeti ve onun silahlı güçleridir.

Bugün huzurlarınızda şunu ifade etmek istiyoruz ki, zalimler, iki yıl önce yaşanan o katliamda, onun öncesi ve sonrasında döktüğü milyonlarca insan kanın hesabını elbet verecek, bizim kutsal mücadelemiz de Doğu Türkistan bağımsızlığını kazanana ve Müslüman halkımız hürlüğe, özgürlüğe kavuşana dek devam edecektir. Aziz şehitlerimizi bir kez daha minnetle anıyor, hepinize teşekkür ediyoruz!

Oğuzhan, Türkiye, İslam İşbirliği Teşkilatı, Birleşmiş Milletler ve insan haklarını savunan örgütlerin, Urumçi olaylarını ve sonrasını araştırmak için bağımsız bir komisyon kurup, Doğu Türkistan`a göndermesini de istedi.

Konuşmaların ardından, Urumçi`de çıkan olaylarda ölenler için dua edildi.
Ellerinde, Türk ve Sincan Uygur Özerk Bölgesi bayrakları ile “Soykırıma Sessiz Kalma Dur De!” dövizleri bulunduran grup, protesto eyleminin ardından dağıldı.

 

 

 

About admin

Leave a Reply

By admin