Home » Haberler » Çin-ABD Rekabetinde Doğu Türkistan Bölgesinin Önemi

Çin-ABD Rekabetinde Doğu Türkistan Bölgesinin Önemi

Ankara, ASCMER, 07.08.2011 – I. Chris Buckley tarafından kaleme alınmış, Reuters’de (Aug 4, 2011) yayınlanan “Analysis: Far west attacks expose violence’s homegrown roots” başlıklı haber/analizde; Çin’i etkileyen en büyük tehdidin, en son akan kanlar için yetkililerin suçladığı Pakistan’da konuşlu militanlarden değil, etnik olarak bölünmüş Çin’in uzak batı bölgesinde yetişen öfke patlamasından (içeriden) geldiği; birçok gözlemcinin, saldırının dışarıdan ve Doğu Türkistan İslami Hareketi (ETIM)’nden geldiğinden şüphe duyduğu ve bunun yerine, etnik çatışmanın nedenlerinin (ve muhtemelen önlemenin yollarının), temelde Çin’in içinde olduğunu söylediği; Sincan’da azınlık olan Uygurların, Türkçe konuştukları ve kültürel olarak Merkezi Asya’daki etnik gruplar ile Türkiye’nin, Çin’in nüfusunun çok büyük çoğunluğunu oluşturan Han Çinlilerine göre Uygurlara daha yakın oldukları; Müslüman Uygurların çoğunun Han Çinlilerinin varlığına içerlediği Çin’in Sincan Bölgesindeki Kaşgar şehrinde geçtiğimiz Pazar günü (31 Temmuz 2011) geçekleşen, altı kişinin öldüğü saldırıyı, ayrılıkçı Doğu Türkistan İslami Hareketi (ETIM)’ın, Pakistan’da eğitilmiş elebaşlarının yönettiğini söylediği ileri sürülmüştür. Haber-analizde, GMF’nin Brüksel ofisinde araştırmacı olan, Çin-Pakistan ilişkileri üzerinde çalışan ve sık sık her iki ülkeyi ziyaret eden Andrew Small’ın, Pakistan’da ve Çin’de insanlarla yaptığı bütün konuşmaların, ETIM’ın gerçekten yaşadığı (var olduğu) konusunda yüksek bir şüphenin bulunduğunu gösterdiğini, Çin’in ETIM’ı gerçekten inandırıcı bir tehdit olarak gördüğüne inanmadığını, Çin’in iç sorunlarını saptırmak için yabancı unsurları suçlamak isteyeceğini söylediği belirtilmiştir.

Haber-analizde, son saldırıların, Çin’i, etnik bölünmenin genelde içten içten içeride büyüdüğü ve Sincan’daki Uygur hayal kırıklığının, Han Çinlilerine ve Hükümete karşı ilkel şiddet hareketleri şeklinde kendisini gösterdiği; Çin’in kuzeybatısındaki Lanzhou Üniversitesi’nde profesör olan, “İslamist” ve ayrılıkçı şiddet konusunda araştırmalar yapan Yang Shu’nun, Sincan’daki huzursuzluğun son kalıplarını referans alarak, (son olayın) bir organizasyona dayanmadığını, hükümete ve Han Çinlilerine karşı bir olayı tetikleme arzusunu paylaşan bir grup insana dayalı olduğunu söylediği; Sincan’da 2009’daki Uygur ayaklanmasından beri, Çin’in, istihdam yaratmak ve etnik hareketliliği yatıştırmak ümidiyle Sincan’daki yatırımları hızlandırdığı; fakat uzmanların, ekonomik büyümenin, yalnız başına, Han Çinlileri tarafından anavatanlarından ezildikleri ve sömürüldükleri inancına dayanan Uygurların kızgınlığını (içerlemesini) yumuşatamayacağını söylediği; Uygur ayrılıkçılarının, sık sık anavatanlarını Doğu Türkistan olarak seslendirdikleri; üç yılını Sincan’da geçirmiş, şimdi araştırma konusu olarak Sincan’ı çalışan, Canberra/Avustralya’da “the Australian National” Üniversitesi’nde yüksek lisans öğrencisi Tom Cliff’in, Uygurların kendilerini, ekonomik ve kültürel olarak kendilerinden uzaklaşmış, tuzağa düşürülmüş (kapana kısılmış) gibi hissettiklerini, bunun nedeni olarak da hükümet ile konuşma yollarının olmadığını söylediği ifade edilmiştir.

Pakistan bağlantısı konusunda, haber-analizde; Kaşgar’daki öldürülmeler ile Pakistan arasında bağlantı kuran iddiaların, çoğunlukla Afganistan sınırına yakın, kural tanımayan, asi aşiret bölgelinde bulunan “sürgündeki” Uygur militanlarının peşine düşmesi için İslamabad’a baskı uygulamada Pekin’in eline daha fazla güç vereceği (elini güçlendireceği); Sincan Bölgesinin, güney ve merkezi Asya’ya bitişik olduğu, Çin’in Dünyanın hareketli bu bölümünde Sincan’ı kendisi için önemli bir siper (savunma hattı) olarak gördüğü, bunlar nedeniyle Sincan’daki huzursuzluğun Çin’i daha sinirli/gergin yaptığı; Çin Hükümeti’nin, militanlara, gerçek bir tehdit görüntüsünü verdiği; geçtiğimiz Mayıs (2011) ayında, Xinhua Haber Ajansının verdiği haberde, Çin Kamu Güvenliği Bakan Yardımcısı Meng Hongwei’nin, Uygurların-“Doğu Türkistan teröristlerinin” Merkezi Asya’dan Çin’e döndüklerine dair işaretlerin bulunduğunu söylediği; fakat birkaç uzmanın, Sincan’da vurucu yetenek olarak bunları fark ettiği; Rahimullah Yusufzai isimli Pakistanlı bir uzmanın, Çinli yetkililerin, sadece 30 ile 80 arasında Uygur militanının Pakistan’ın aşiret bölgelerinde bulunduğunu kendisine söylediğini ifade ettiği; etkili bit örgüt olmasına rağmen, ETIM’ın hala faal olup olmadığı konusunda bir belirsizlik bulunduğu; grubun anahtar (konumundaki) bir liderinin 2003 yılında öldürülmesinden sonra, ETIM’ın faaliyetlerinin gerilediği ileri sürülmüştür.

Yine haber-analizde, Toronto/Kanada merkezli güvenlik analisti Andrew McGregor’un geçtiğimiz yıl (2011) Jamestown Vakfı’na yazdığı raporda, ETIM’ın, bir patlamadan çok, şiddetinin (gücünün) azalmasından sızlandığını söylediği; bazı uzmanların, Çin’de 2008 Pekin Olimpiyat Oyunları öncesindeki saldırıları çıkış noktası alarak, ETIM’ın, Türkistan İslam Partisi gibi, başka bir isim altında değişikliğe gideceğine inandığı; Singapur’un “Nanyang Technological” Üniversitesi’nde, terörizm konusunda uzman olan, Rohan Gunaratna’nın, ETIM’ın, oldukça dar (sınırlı) desteğe ve sempatizan tabanına sahip olduğunu ve teknisyenlerinin (etkin militanlarının) çoğunun Çin tarafından öldürüldüğünü veya yakalandığını söylediği; Uygurların, genellikle, militan İslami inançları desteklemediği, fakat son yıllarda onların çoğunun dinin katı yorumcusu olmayı benimsediği ifade edilmiştir.

Yaşadığı sıkıntının Çin’in kendi içinde büyüdüğü konusunda, haber-analizde; son saldırılar için, ETIM veya sürgündeki bir başka Uygur grup, ideolojik olarak esin kaynağı olsa bile, olayların kendilerinin nispeten basit olduğu, ev yapımı bıçaklara ve patlayıcıya dayandığı ve izole olmuş göründüğü; yukarıda daha önce görüşlerine yer verilen Lanzhou Üniversitesi’nden Yang Shu’nun, (yaşananları) yerelleşme ve örgütsüzlük olarak isimlendirdiği ve yerel sakinlerin dışarıdan herhangi bir güçlü bağlantı olmadan (olaylara) dahil olma eğiliminde olduğunu söylediği; Sincan’da, son yılların kan dökülen en kötü protestosunun, Temmuz 2009’da Sincan Bölgesi’nin başkenti Urumçi’de, bıçaklar ve baltalar ile Uygurlar tarafından kesilen, çoğu Han Çinlisi şehir sakinleri olan yaklaşık 200 kişinin öldüğü sokak saldırıları olduğu; yıllarca Sincan’da çalışmış ve sık sık bölgeye seyahat eden, Pekin merkezli yorumcu ve eski gazeteci Jiang Zhaoyong’un, Sincan’ın karşı karşıya kaldığı bazı olayların terör saldırısı olduğunu, fakat bazılarının etnik nefret suçları gibi göründüğünü söylediği; Sincan bölgesindeki huzursuzluktan bu yana, Çin’in, Sincan’daki yatırımları artırmaya çabaladığı ve özellikle Uygurlar için, daha fazla iş olanakları sözünü verdiği; fakat, hoşnutsuzluğun ve esin kaynağı olabilen şiddetin kolayca yok olmayacağı; uzmanların, alt sınıf Uyurların inatçılığına ve, kültürel ve dinsel farklılıkların derin köklerine işaret ettiği; bazılarının, ekonomik fırsatların, ileri politik hakların veya gerçek öz yönetimin olup olmamasından çok, çözümün Çin’den gelmesi gerektiğini söylediği; yine Lanzhou Üniversitesi’nden Yang Shu’nun, ekonomik gelişmenin bazı çatışmaları azaltabileceğini ve insanların yaşam koşullarını iyileştirebileceğini, fakat bunun doğrudan asıl sorun olan etnik çatışma ve istikrar problemini çözmeyeceğini söylediği hususları yer almıştır.

II. Çin, uluslararası politikanın yükselen gücüdür. Kamuoyuna yansıyan işaretler, gerek bölgesel, gerekse küresel dengelerin, her gün biraz daha Çin’in lehine değiştiği izlenimine yol açmaktadır. Bu durum, en çok ABD’nin mevcut konumunu olumsuz etkilemektedir. Çünkü uluslararası ilişkiler, tıpkı bileşik kaplar gibidir; bir tarafın yükselişi, diğer tarafın inişi ile mümkün olur. Bu da, Çin’in yükselişinin, ABD’nin inişi anlamına geldiği veya ABD’nin inişi pahasına olduğu anlamına gelmektedir. Bölgesel politika bağlamında bakıldığında da, Çin’in yükselişinin, bir taraftan bölge ülkelerini Pekin’in etkisine açtığı, diğer taraftan da bölge ülkelerinde bir endişeye/tedirginliğe neden olduğu görülmektedir. Çin, enerji yönünden, her gün biraz daha dışa bağımlı hale gelmekte ve bu durum, hem Çin Dış Politikası, hem de Çin’in her açıdan (doktrin/konsept, donanım ve örgüt) askeri yapılanması üzerinde yönlendirici bir etkiye yol açmaktadır. Çin’in, ekonomik gücü, politik ve askeri gücünün ilerisindedir. Ekonomik gücünü (özellikle deniz aşırı ekonomik varlığını) koruyabilmesi, yeni pazarlar yaratabilmesi, ekonomisinin ihtiyaç duyduğu girdileri sürekli değişen koşullarda temin edebilmesi ve bu suretle ekonomik yükselişini sürdürebilmesi için, ekonomik gücüne paralel bir politik ve askeri güce sahip olmasına ihtiyacı vardır. Çin’in, bugün, bu yönde bir süreci başlatmış olduğu izlenimi edinilmektedir. Çin, eğer bu süreci başarı ile yönetip amacına ulaşabilirse, uluslararası politikada yeni süper güç (kutup) olacaktır.

III. Evrensel kıt kaynak yönetimi, uluslararası ilişkilerdeki rekabeti bugün daha acımasız hale getirmiştir. Açıkça söylenmese de, Çin-ABD rekabeti, her gün biraz daha kendisini dışa vurmaktadır. ABD’nin, batıda Atlantik ötesinden getirip Avrupa’ya konuşlandırdığı askeri unsurlarını Asya’ya doğru kaydırmaya başlaması, doğuda Büyük Okyanusun ötesinden Çin’i doğudan çevreleyen denizlere gelmesi, bu rekabetin, bunları göze alacak derecede Washington için çok değerli olduğu anlamına gelmektedir. Rekabetin genelde daha acımasız hale geldiği ve Çin ile rekabetin ABD için bu kadar değerli olduğu bir durumda, Washington’un, hem bilinen sert güç unsurlarını, hem de günümüz koşullarında kullanımı öne çıkan yumuşak güç unsurlarını birlikte kullanmasını beklemek gerekecektir.

ABD’nin doğu ve güneydoğu Asya’ya olan artan ilgisi ile, Afganistan ve Pakistan konusundaki ısrarı, özellikle söz konusu rekabet bağlamında görülmesi gereken hususlardır.

IV. Çin’in kuzeybatısındaki Sincan Bölgesi, nüfus olarak, etnik ve dinsel açıdan, Çin’in geneline hakim olan dokudan farklılık gösterir. Bu bölgede, çoğunluğu teşkil eden Uygurlar, azınlık statüsünde yaşamaktadırlar. Türkçe konuşan, kendilerini Merkezi Asya’da yaşayan Türklere ve Türkiye’ye yakın gören, Türk ve Müslüman olan Uygurların, insan olmaktan ileri gelen en temel haklara ve iyi yaşam koşullarına kavuşmaktan başlayıp, kendi kendilerini yönetmeye ve bağımsızlığa kadar uzanan bir çizgide kendisini gösteren değişik talepleri bulunmaktadır. Sincan’daki nüfusun bu farklı dokusu ve değişik talepleri, Pekin Yönetiminin yumuşak karnını oluşturmaktadır. Çin ile rekabetin çok değerli olduğu acımasız küresel rekabet ortamında ve Çin ile yaşanan asimetrik bölgesel mücadelede, yumuşak güç kullanımının, Çin’in “yumuşak karnının” hedef alması kaçınılmaz olacaktır.

Sincan Bölgesinin jeopolitiği çok önemlidir ve bu önem, “yumuşak karnın” cazibesini daha da artırmaktadır. Bu bölge, hem Çin için, hem de Çin karşısında çok önemlidir.

Sincan Bölgesi, kuzeyden başlayarak Kazakistan’a, Kırgızistan’a, Tacikistan’a, Afganistan’a, sorunlu Keşmir üzerinden Pakistan’a ve Hindistan’a komşu olan bir bölgedir. Sincan Bölgesi, Asya’nın en çok öne çıkan iki sorunlu bölgesine bitişik bir konumdadır. Bunlar, Keşmir ve Fergane’dir. Keşmir sorunu, Pakistan ve Hindistan arasında savaşlara konu olmuş, Çin’in de taraf olduğu, halen devam eden bir sorundur. Fergane sorunu ise, daha çok Kazakistan’ı, Kırgızistan’ı, Tacikistan’ı ve Özbekistan’ı ilgilendiriyor gözükse de; aslında bir bütün olarak Merkezi Asya’nın tamamını ilgilendiren ve Çin sınırından başlayıp Hazar Denizi’ne kadar uzanan oldukça geniş bir coğrafyada barışı, istikrarı ve güvenliği doğrudan etkileyen bir sorundur. ABD’nin yanı sıra Çin’in de, Sincan Bölgesi’ndeki sorunlar için Sincan/Kaşgar’ın çok uzağındaki Afganistan/Kandahar bölgesine dikkat çekmesi, bunun somut bir örneği niteliğindedir.

Sincan Bölgesi’ndeki sorunun ivme kazanması halinde, Keşmir ve Fergane sorunları ile birlikte, bu bölge, Çin nedeniyle, Dünyanın en büyük ve en önemli sorun alanı olmaya aday olacaktır.

Sincan Bölgesini tam kontrolü altına alması, Çin’e, Sincan Bölgesine bitişik sorunlar üzerinden rakiplerini meşgul etme imkanını sağlayacak; rakiplerini Keşmir ve Fergane sorunları ile meşgul etmesi, Çin’in yükselişini sürdürmesine imkan verecek; enerji de dahil ithalatta ve ihracatta batı ve güney ulaşım koridorlarını açık tutmasına ve güvenlik altına almasına hizmet edecektir. Yine bu durumda, ABD’nin doğu ve güneydoğu Asya’daki varlığı, Pekin üzerindeki etkisinden çok şey kaybedebilecektir. Bu belirtilenler nedeniyle, Sincan Bölgesi’nin, Pekin Yönetiminin önünü açabilecek bir potansiyele sahip olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

Sincan Bölgesi, Çin’in zayıf yanını oluşturmaktadır. Bu bölgenin Çin’in rakiplerinin etkisine açık olması, hele rakiplerinin kontrolüne girmesi, Pekin Yönetiminin geleceğini karartabilecek bir durum olacaktır. Bunun nedeni de, her şeyden önce, böyle bir durumda, Pekin Yönetiminin batıya ve güneye açılma yollarında ve dolayısıyla enerji ihtiyacını karşılamada ciddi şekilde sorun yaşayacak olmasıdır. Ayrıca, Çin, enerjisinin, ilgisinin ve kaynaklarının önemli bir kısmını Sincan Bölgesinde tüketmek zorunda kalabilecektir. Sincan Bölgesinde kontrolü sağlayamamış bir Çin’in, doğuda deniz alanları üzerinden, batıda Sincan Bölgesi üzerinden “çifte kuşatma” altına alınması pekâlâ mümkün olabilecektir. Hatta bu kuşatmanın, kuzeyde Rusya ve güneyde Hindistan ile pekiştirilebilmesi de zayıf bir ihtimal olarak görülmemelidir.

V. Sincan Bölgesi, Pekin Yönetiminin geleceği üzerinde belirleyici bir etkiye sahip, son derece önemli bir bölgedir. Bu derecede önem arz eden bir konunun, Pekin’in dışında ve karşısında dışarıdan da ilgi görmesi, adeta kaçınılmaz gibidir. Pekin, Han Çinlilerini Sincan Bölgesine yerleştirerek bölgeyi kontrolü altına almak isterken; diğerleri de, Uygurların taleplerine sahip çıkıp bu yönde onlara destek vermektedirler. Doğu Türkistan İslami Hareketi (ETIM)’ne ve sürgündeki Doğu Türkistan Hükümeti’ne ev sahipliği yapan ülkeler, dışarıdan Sincan Bölgesine gösterilen ilginin ve verilen desteğin çok somut örnekleridir.

Bu belirtilenler ışığında, Kaşgar’daki son saldırıların köklerinin, ne sadece içeride, ne de sadece dışarıda olduğu kabul edilebilir. Saldırılar, iç ve dış faktörlerin birlikte etkisinde ortaya çıkmış olduğu kabul edilmelidir. Bu tür saldırıların sadece iç etkenler ile açıklanması ve/veya sadece iç etkenlere bağlanması, gerçekçi olmaktan uzak bir yaklaşımdır. Çin’in Sincan Bölgesini tam kontrolü altına alması, Uygurlara yönelik dış desteği kesmesine bağlıdır. Ancak Pekin Yönetiminin, bunu başarması mümkün görülmemektedir. Aynı şekilde, Uygurların taleplerinin karşılanması da Sincan Bölgesindeki sorunu ortadan kaldırmayacaktır. Pekin’den duyulan rahatsızlık, bunlara imkan vermeyecektir. İngiltere’de yaklaşık bir asırdır devam eden Kuzey İrlanda sorunu ve İspanya’da yaklaşık 70 yıldır devam eden Bask sorunu, bize, Sincan Bölgesi konusunda bunları söyletmektedir. İngiltere’nin ve İspanya’nın küresel ve bölgesel politikalardaki konumunun, bugün Çin’in küresel ve bölgesel politikalardaki konumu kadar önemli olmadığının düşünülmesinin, bu yargıya ayrıca güç kattığı değerlendirilmektedir.

kaynak:http://www.turkcelil.com/?p=28956

 

About admin

Leave a Reply

By admin