Home » Makale ve Analizler » “Çin, Doğu Türkistan’a Dinî ve İnsanî Zulüm Yapıyor” Doğu Türkistan Maarif ve Dayanışma Derneği Genel Başkanı “Hidayet OĞUZHAN” ile mülakat

“Çin, Doğu Türkistan’a Dinî ve İnsanî Zulüm Yapıyor” Doğu Türkistan Maarif ve Dayanışma Derneği Genel Başkanı “Hidayet OĞUZHAN” ile mülakat

Yazar:

İlkadım

Köşe:

Röpörtaj

— İlkadım: Efendim nasılsınız?

— Hidayet OĞUZHAN: Allah’a şükürler olsun

— İlkadım: Allah iyilikler versin. Derneğiniz Doğu Türkistan Maarif ve Dayanışma Derneği kaç senesinde kuruldu?

— Hidayet OĞUZHAN: 2006 Yılında kuruldu.

— İlkadım: 2006 yılında kuruldu ve burada, Türkiye’de çalışmalarınızı yapıyorsunuz.Doğu Türkistan biz basından takip ettiğimiz kadarıyla Çinin zulmü altında inleyen soydaşlarımızın bulunduğu bir ülke.Çin bu zulmü ne zamandan beri devam ettirmektedir?

— Hidayet OĞUZHAN: Biliyorsunuz Doğu Türkistan 1949 senesinde Çin tarafından işgal edilmiştir.İşgal edildikten hemen sonra oradaki büyük alimleri, mücahitleri, komutanları yok ettiler katlettiler. Milli askerlerimiz vardı bunları da dağıttı ve birçoğunu suikastla şehit ettiler.Ondan sonra Doğu Türkistan’ı Çinlileştirme yönünde özel bir strateji geliştirdi. Çin sürekli Çinlileri Doğu Türkistan’a göç ettirme siyaseti uyguladı. Doğu Türkistan’a yapılan zulümler 1949’dan başlayıp bugüne kadar devam etmektedir.

— İlkadım: Evet, yani 1949 dan beri Doğu Türkistan’da sürekli bir zulüm yaşanmaktadır. Bazan toplu katliamlar yapıldığını biliyor duyuyoruz. Toplu katliamların dışında -ki biz bunları duymuyoruz- muhakkak ferdi şehit ettikleri de bulunmaktadır. Peki Doğu Türkistan insanlarının bu zulme başkaldırı metotları nedir, nasıldır? Bu yapılan zulüm ve baskıları kabullenmeleri mümkün değil. Kimliklerini muhafaza etmek zorundalar. Bunun için pek çok can vermektedirler. Durum nedir oralarda.

— Hidayet OĞUZHAN: Biliyorsunuz D. Türkistan halkı hiçbir zaman kendisini bir Çinli olarak görmemiştir.T arihe baktığımız zaman, D. Türkistan bin senelik bir İslami kültüre sahiptir. İslam’dan önce ve İslam’ı kabul ettikleri Satuk Buğra Han (Abdulkerim) döneminden ta bugüne kadar hiçbir zaman Çinlilere yakın yaşamamıştır. Sürekli Çin’in istilasına maruz kaldıkları halde kendi kimliklerini, hudutlarını, kültürünü, her şeyini ayrı tutup kendini muhafaza etmiştir. D. Türkistan halkının şehadete olan bakışına gelirsek, D. Türkistan halkı D. Türkistan’ın kendine ait bir yer olduğuna inanması sebebiyle, Çin’in orayı işgal ettiği 1949 dan beri sürekli başkaldırı, hareket ve mücadeleler içinde olmuştur. Çine karşı cihad yapmıştır. Her zaman ve her gün bir mücadele var Çin’de. Her on senede de büyük bir başkaldırı, protesto olmuştur. Bu bizim kültürümüz oldu artık.

— İlkadım: Bu başkaldırı programlı, prensipli bir başkaldırı mı yoksa kendiliğinden olan bir başkaldırı mı? Yani baskılar, oluyor zulümler oluyor, insanlar o anda bir patlama noktasına geliyor, ondan dolayı mı yoksa prensipli bir başkaldırı mı?

— Hidayet OĞUZHAN: Prensipli değil. Bunlar Çin’in halkımıza 60 senedir yaptığı ikinci sınıf insan muamelesi yapması, işgal, zulüm, teşeddütün (şiddet) olması, insan haklarının çiğnenmesi, hiçbir şekilde dini faaliyetlere izin verilmemesi ve hak hukuklarımıza saygı duyulmaması sürekli baskı altına alması sebebiyle, kendi kimliğimizi maneviyatımızı korumak için yaptığımız çok normal bir şey. Namaz kılma gibi, çocuklarımıza namaz kılmasını öğretmek gibi, Kur’anın öğretilmesi gibi evde anne babanın bile onlara eğitim verme haklarının elinden alınması gibi en temel haklardan dolayı çok büyük bir baskı var. Camilere girişlerin çok kriterlere bağlandığı bir ülke. Camilere 18 yaşından küçüklerin girmemesi, kadınların girmemesi, memurların girmemesi, yani devlette çalışanların, emeklilerin girmemesi kriterleri. Demek ki D. Türkistanlıların camiye girmesi yasak. Bunlar var. Hacca gitmenin illegal dini faaliyet olduğu ile ilgili boy boy afişler yazılmıştır.Halkımızın kültürüne yönelik saldırılar var. Kızlarımızı, 15-22 yaş arasında genç kızlarımızı -özellikle iki üç senedir çok çoğaldı- Çin’in iç kesimine zorla götürüyorlar. Bunlar yüz binleri aşmaktadır. Bunlar, Çin’in iç kısımlarına götürülerek orda pavyonlarda, gayri ahlaki yerlerde zorla çalıştırılıyor. Bunun sonucu intihar vakaları oldu. Bunların D. Türkistana geri dönmesi de bir ayrı acı durum. Onlar D. Türkistan’a geri döndüklerinde milletimizin dışlamasına maruz kalıyorlar. Bu gayri ahlaki durum, bizim asıl kültürümüzün yok olmasına sebep oluyor. Ekonomik dengeler de bizim aleyhimizedir. Çin’in orda kürtaj olayı, bizim soyumuzu yok etmeye yönelik yapılan en büyük icraatlardan biri. Bizim milletimizi, mücadele için kışkırtan olaylardan biri bu kürtaj olayıdır. Birisi kızlarımızın oraya gitmesi, ikincisi kürtaj. Her gün binlerce bebeğin katledildiği kanaatindeyiz D. Türkistanlı olarak. Bunlar bizim halkımızı teşvik ediyor. Çine karşı, bu zulme karşı mücadele verme şuurunu, cihad şuurunu muhafaza etme hissini artıran olaylar bunlardır.

— İlkadım: Yani biz asimile olmayacağız diyor D. Türkistan halkı.

— Hidayet OĞUZHAN: Evet.

— İlkadım: Soyumuzu devam ettirmek ve inançlarımıza göre yaşamak istiyoruz diyorsunuz. Peki biz basından takip etmiştik D. Türkistan aileleri sadece bir çocuk dünyaya getirebilir diye böyle bir sınırlandırma mı getirdiler?

— Hidayet OĞUZHAN: Şimdi azınlıklara iki çocuk diyor iki çocuk izni var. Azınlık derken bizi kastediyor. Ama bu iki çocuktan sonra olay başlıyor. Üçüncüsü geldiği zaman hemen takipler başlar mahallelerde. Özel timler yerleştirilmişbunu takip eden. Bu çok yaygın bir şey. Üçüncü bir bebek dünyaya gelmek üzereyse (7-8. ayda olsa bile )kadını evden zorla götürüp ilkel usullerle kürtaj yaparlar. Bazan anneler bile vefat ediyor. Bu olaylar, yani milletimizin soyunu yok etme çabaları. O kadar yaygın. (ki milletimizin Çin’e karşı mücadele vermesi bundan da kaynaklanıyor.)

— İlkadım: Türk milletinde var olan önemli şeyler namus duygusu, din duygusu ve vatan duygusudur. Bunlara saldırı olursa kendini muhafaza etmek için karşı saldırı da mutlaka olacaktır.

— Hidayet OĞUZHAN: Evet.

— İlkadım: Efendim bazan toplu katliamlar yapıyor Çin. Bu toplu katliamlar şehit verişlerde Türkistan halkının tavırları neler oluyor?

— Hidayet OĞUZHAN: Özellikle burada gençlerimizin tavrına bakmak lazım. Mücadele veren insanları gençler teşkil ettiği için, gençler kendini kendi geliştiriyor. D. Türkistan’da özel bir cemaat, teşkilat yok. İnsanların teşkillenme (örgütlenme) gibi bir şansları yok. İhtimal bile bırakmamış durumdadır. İnsanların bir mahalleden öbür mahalleye geçmesi bile kontrol altındadır. Bu mahallenin insanı, öbür mahallenin camisine gittiği zaman anlaşılır. O kadar sıkı takip altında bile gençler yine kendi kendini yeniliyor, tazeliyor. Onlar, kendi üstadlarından (Allah razı olsun bizim ulemadan, dini zatlardan) medrese mektep olmadığından, dinlerini, maneviyatlarını muhafaza etmek için gecenin bir yarısı, saat 02-03’ten sonra evlerde gizlice eğitimlerini alıyorlar. Bu şekilde dinini, bu mücadeleyi öğreniyorlar ve milli ve kültürel kimliğini bu şekilde muhafaza edip yetişiyorlar.

— İlkadım: Özel okul veya özel medrese yok değil mi?

— Hidayet OĞUZHAN: Evet, yok. Bu gençler bu şekilde bir bilince sahip oluyor. Çin’in bize yönelttiği bu zulümleri görüyorlar. Zaten kendileri bu zulmü yaşıyor. Bundan dolayı bu aldıkları manevi eğitimden dolayı bu zulme bu işgale karşı bir mücadele veriyorlar. Bunun karşılığını zaten Allah verir diye hiçbir şeye (bir milyarı aşkın bir gücün karşısında oldukllarını bildikleri halde bunların zulmünü bildikleri halde) bakmadan bir mücadele içerisindeler Şehit oluyorlar, evleri yıkılıyor, yakalandıkları veya şehit olduklarında bütün aileleri tutuklanıyorlar. Büyük çocuk demeden tutukluyorlar, onları da hapse atıyorlar.Buna rağmen gençlerin, şehadet aşkı bu işgale karşı mücadele verme cezbesi hiçbir zaman kırılmamıştır. Dahası her gün zulüm arttıkça bizim gençlerimiz kendi kendini geliştirmekte ve bu mücadeleyi sürdürmektedir.

— İlkadım: Evet, demek devletin baskısına karşı, tepki göstererek bu duyguyu,şehadet şuurunu elde ediyorlar. Şehadetle ilgili bilinçlenme devreleri de ulemanın sohbetlerine devam etmeleriyle oluşuyor. Yani özel bir ders şekliyle değil, normal sohbet programlarıyla şehadet bilinçlenmesine ulaşılıyor. Peki mücadelenin içerisinde bulunan yakınlarınız var mı sizin?

— Hidayet OĞUZHAN: Benim bir çok tanıdığım, yakın arkadaşlarım var. Bu yolda mücadele verip hayatının sonuna kadar müebbet ceza yiyen ve hayatlarını kaybeden arkadaşlarımız var. Ailede tek başına kalmış, direnmekte olan arkadaşlarımız var. Ben ailede erkek olarak (kadınlar, kız kardeşlerim yok edildi) tek kaldığım için bu mücadelede yola çıkmışız. Küçükken ne kadar güç bir dini eğitimle kendimize geldiysek dünyayı da kendimiz anladık. Yani bu yoldayız mücadele içindeyiz. Çin’e karşı, bu zulme karşı vazifemizi yapmaya çalışıyoruz.

— İlkadım: Yakın arkadaşlarınızdan şehit olan oldu mu?

— Hidayet OĞUZHAN: Var.

— İlkadım: Peki sizde nasıl bir duygu meydana getirdi o şehit olduktan sonra, sizin bu azminiz daha da mı arttı?

— Hidayet OĞUZHAN: Tabi. O arkadaşlarımız o kadar cesur, o kadar canlı insanlardı. Zaten şehadeti çok yakından gören insanlardı. Yani her zaman biz de yakalanabilir, her zaman biz de şehit olabiliriz diye inanıyorlardı. Yani biz de o inanç içindeyiz. Biz burada güvende iyi bir yerde yaşıyoruz ama yine de biz şehadete talibiz ve her zaman hazırlıktayız. Çocuklarımızı da eğitiyoruz ne olduğunu anlatıyoruz değerini bilsinler diye. Zaten o arkadaşlar da bunun hissindelerdi. Kendileri yakından bakıyorlardı. Herhangi bir korku veya endişeleri falan yoktu. Bunlara olan sevgimizden ve onların kabiliyetleri, dinimize milletimize verecekleri hizmetten dolayı şehadetlerine üzüldük. Ama şehadet arzumuz, bu işgalcilere, düşmanımıza öfkemiz daha da güçlendi. Bu konuda daha da sertleşiyoruz. Hiç yani geri çekilme gibi bir niyetimiz yok .

— İlkadım: Allah mücadelenizi daim etsin.

— Hidayet OĞUZHAN: Allah razı olsun.

— İlkadım: Okurlarımıza bir mesajınız var mı?

— Hidayet OĞUZHAN: Allah bütün İslam dünyasını, Müslümanları, ülkemizi, Türkiyemizi selamet kılsın. Allah bizim akıbetlerimizi hayırla sonuçlandırsın, bunu diliyoruz. Gençlerin, özellikle gençlerin muhafaza edilmesi hususunda, ebeveynlerin milletin aydınlarının, herkesin çok dikkatli olması, onların terbiyesine çok emek vermesini istiyoruz. Aynı zamanda ümmetin derdine nasıl bakılıyorsa D. Türkistan Müslümanları da bu ümmetin bir parçası olması nedeniyle, D. Türkistan halkımıza bu hassasiyetle, kardeşlik gözüyle bakmalarını, bu konuda ellerinden gelen kadarıyla yardımcı olmalarını; her konuda, her platformda bu zulmün bu işkencenin bu haksızlığın dile getirilmesi hususunda yardımcı olmalarını, dualarında hiç unutmamalarını istiyoruz.

— İlkadım: Allah razı olsun efendim. Bizlerin şimdi yapabileceği şu anda kamuoyu oluşturmak ve D. Türkistan halkının görmüş olduğu bu zulümleri, bulunduğumuz yerlerde insanlara duyurmaya gayret etmektir. İnşallah biz basın yoluyla İlkadım dergisi olarak böyle çalışmayı zaman zaman gündemimize almaya gayret ediyuruz. Rabbim yâr ve yardımcınız olsun. Bize zaman ayırıp okurlarımızı bilgilendirmenizden dolayı çok teşekkür ederiz.

— Hidayet OĞUZHAN: Ben de davamızı anlatmak ve okurlarınıza ulaştırmak imkanı vermenizden dolayı teşekkür ederim. Allah razı olsun.

About admin

Leave a Reply

By admin