Anasayfa » Makale ve Analizler » Hedefteki Orta Asya 1: Doğu Ülkelerinin Gözünde Orta Asya

Hedefteki Orta Asya 1: Doğu Ülkelerinin Gözünde Orta Asya

HEDEFTEKİ ORTA ASYA 1: DOĞU ÜLKELERİNİN GÖZÜNDE ORTA ASYA

Hedefteki Orta Asya Yazı Dizisine Önsöz

Tarih boyunca önemli ve hareketli coğrafyalardan olmuş olan Orta Asya bugünlerde de oldukça hareketli bir durumdadır. Çin ve Rusya’nın arasında bulunan bu coğrafya sahip olduğu enerji kaynakları açısından oldukça büyük öneme sahiptir. Bu önem bütün küresel aktörlerin Orta Asya’ya ilgi duymasını beraberinde getirmiştir. Orta Asya politikalarında öne çıkan devletleri ABD nüfuzunu kırmak isteyen Doğu Ülkeleri ve ABD-AB ikilisinden yana duran Batı Ülkeleri olarak ikiye ayırarak incelemeyi yerinde buldum. Bununla beraber Türkiye ve Afganistan’ın Orta Asya ile ilişkilerini bu raporların içerisine dâhil etmek yerine ayrı ayrı almanın daha makul olacağını düşündüm. Bu sebeple Doğu ülkelerinin Orta Asya politikalarını kısaca özetlemeye çalışacağımız bu çalışmada Rusya, Çin, Pakistan, Hindistan ve İran Orta Asya politikaları yönünden ele almıştır. ABD, AB ve Japonya’nın Orta Asya politikaları ise Hedefteki Orta Asya 2: Batı Ülkelerinin Gözünde Orta Asya adıyla fikrifenalar.com adresinde yayınlanacaktır. Yukarıda da belirttiğim üzere Türkiye’nin Orta Asya politikaları ve Afganistan’ın Orta Asya için önemi üzerine raporlar daha sonra yayınlanacaktır. Ahmet Yesevi Üniversitesi ve 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü başta olmak üzere kaynaklarından faydalandığım değerli öğretim üyelerine, uzmanlara ve gazetecilere teşekkürü bir borç bilirim.

Mehmet Alper Güngüneş

Giriş

Orta Asya Rus Çarlığı’nın Orta Asya’yı tamamen işgaline kadar Osmanlı, İran, Rusya arasında çekişmeye sebep olmuştur. Rus Çarlığı’nın Orta Asya’yı tamamen işgalinin ardından çekişme durma noktasına gelmiştir. SSCB’nin dağılması sonrasında Orta Asya bölgesinde güç çekişmeleri yeniden başlamıştır. Orta Asya gerek bölgesel gerek küresel güçler arasında bir çekişme konusu olmuştur. Stratejik önemi her geçen gün daha net anlaşılan Orta Asya ile ilgili pek çok devletin planları mevcuttur. Bu devletlerden Rusya, Çin, Hindistan, İran ve Pakistan’ın politikalarını bu bölümde ele alacağız.

Rusya ve Avrasyacılık

Türkiye için alternatif değerini koruyan Türk Birliği bugün özel yönelme ve ilgiye muhatap olamamıştır. 1992 yılında dönemin Cumhurbaşkanı Özal’ın çabalarıyla tekrar ele alınan Türk Birliği projesinde Türkiye bir “ağabey” rolü üstlenmek istediyse de daha 1990’lı yılların ilk yarısı bitmeden bu konuda tartışmalar başlamıştır.[1] Türkiye, Orta Asya Türk Devletleri’nin bağımsızlığına hazırlıksız yakalanmasının bedelini bölge devletlerinin başka devletlere daha yakın olma çabası içine girmesiyle ödemiştir. Bu devletleri Türkiye’den soğutan etkenler ise Türkiye’nin Batı Dünyası’na bağlı davrandığı düşüncesi, Türkiye’nin yönetim modelinin iç sorunlarını çözemediği kanaati ve Türkiye’nin rejiminin ihraç edilemeyeceği görüşüdür.[2] Bununla beraber Türkiye’nin Batı ekonomisine yakınlığı cezp edici etkisini korumuştur.

Rusya SSCB’nin dağılmasının ardından Orta Asya Devletleri’ne olan ilgisini korumuştur. SSCB’nin dağılmasının ardından Putin dönemine kadar biraz suskun kalan bu ilgi Putin döneminde canlılık kazanmıştır. Rus işgali sırasında millileşme sürecini geçiremeyen, kültürel ve dini faaliyetleri bastırılan Orta Asya Devletleri için Rusya’ya duyulan hayranlık ciddi bir sorundur. Örneğin Kazakistan’da Nazarbayev’in Rusça yerine Kazak Türkçesi’ni koyma çabaları istenilen sonucu hala vermemiştir. Kazakistan Anayasası’na göre resmi dil Kazak Türkçesi’dir. Fakat Etnik çeşitlilik ve Rusçanın genel anlaşma dili olması sebebiyle Kazak Türkçesi istenilen ölçüde kullanılmamaktadır. [3]

SSCB’den ayrılan ve iktisadi olarak çok yetersiz olan Orta Asya Devletleri bu eksikliklerini giderecek ittifaklar aramaya başlamışlardır. Bu duruma bir de Türkiye’nin örnek alınamayacak olmasını düşünmeleri de eklenince Orta Asya Devletleri’ne Avrasyacılık fikri cazip görünmüştür. Kazakistan Devlet Başkanı Nazarbayev Moskova’da bulunan Lomonosov Üniversitesi’nde 1994 yaptığı konuşmada Avrasya Birliği hedefini açıklamıştır. Türk Birliği’nin kurulması yönünde beyanları da bulunan Nazarbayev son dönemde Avrasyacılık politikalarına ağırlık vermiştir. Bu bağlamda 18 Ekim 2011’de ise Avrasya Birliği yolunda önemli bir adım atılmış ve BDT ülkeleri arasında serbest ticaret bölgesi oluşturulması konusunda imzalar atmışlardır. Tam da Rusya’nın ve Avrasya Birliğinin iki rakibi, Avrupa Birliği ve ABD başka meselelerle meşgulken bu anlaşmanın yapılması dikkatlerden kaçmamıştır. Özbekistan hariç Orta Asya Devletlerinin borçlarını silen ve ekonomilerinin ayakta durmasını sağlayan Rusya Avrasya Birliğine artık çok daha yakındır. Tacikistan ve Kırgızistan ekonomi ve güvenlik anlamında Rusya’ya bağlı durumdadırlar. Özbekistan ise özellikle Batı Dünyası’nın “demokratikleşin” çağrılarına karşı sırtını Rusya’ya daha doğrusu Putin’e dayamaktadır. [4] Ayrıca Rusya, Türkmenistan hariç Orta Asya Devletlerinin hepsinde asker bulundurmaktadır. Bu askeri birlikler ABD askeri birlikleri gibi operasyonel nitelikte olmasalar da bu ülkelerin Rusya ile birlikte olduğu yolunda siyasi anlam taşımaktadır. Kollektif Güvenlik Anlaşması Örgütü, Avrasya Ekonomik Topluluğu gibi uluslar arası ekonomik ve askeri ittifaklarla Rusya Avrasya Birliği’nin temelini atmıştır. 2011 yılında yapılan anlaşma ile de Avrasya Birliği önünde hiçbir engel kalmamıştır. Putin’in Avrasya Birliği’nin 2015 yılı gibi yakın bir dönemde kurulacağını işaret etmesi bu bağlamda şaşırtıcı değildir.[5]

Rusya ve Çin Şanghay İşbirliği Örgütü içerisinde öne çıkan iki ülkedir. ŞİÖ’nün Temel amacı Asya’da ki ABD etkisini kırmaktır. Çin ve Rusya’yı bu birlikte birleştiren bu amacın yanında yan amaçlarda farklılıklar göze çarpmaktadır. Çin Orta Asya Devletlerini Pazar olarak görmesinden dolayı ŞİÖ’yü ekonomik bir örgüt haline getirmek istemektedir. Avrasya Ekonomik Topluluğu ile Ekonomik bir birliktelik sağlayan ve bunu sürekli geliştiren Rusya ise örgütü NATO muadili bir örgüt olarak görmek istemektedir. Rusya’nın bu tutumunun temelinde Çin’i Orta Asya’dan uzak tutmak isteği yatmaktadır.[6]

Avrasya Birliği konusunda Türkiye’nin yaklaşımının nasıl olacağı henüz merak konusu olmakla birlikte Rusya Türkiye’yi de Avrasya Birliğinde görmek istediğini belirtmiştir. Avrasya Birliğinde Rusya’nın başat rol oynayacağı açıktır. Bununla birlikte Avrasya Birliği ile Türkiye’nin Orta Asya Devletleri’ne ulaşma şansıda olacaktır. ABD ise Avrasya Birliğini Çin’i Orta Asya’da dengelemek üzere destekleyebilir. Orta Doğuyla yoğun ilgi içerisinde olan Türkiye için Avrasya Birliğinin yanında durarak Orta Doğu’da birlik faaliyetlerinde bulunmak gibi farklı seçim şansları da mevcuttur.[7] Bununla beraber genişlemesi beklenen Avrasya Birliği’nin bulunduğu yerlerde faaliyet gösteren Türk firmaları üzerinden iktisadi ilişkileri geliştirmek önemlidir.

Burada önemli bir nokta daha ortaya çıkmaktadır. Avrasya Birliği’nin yumuşak gücü ne olacaktır? Bugüne kadar yumuşak güç etkisini aktif olarak kullanan AB’nin yaşadığı ekonomik buhran ve karşı karşıya olduğu dağılma tehlikesi sebebiyle AB yumuşak gücü zedelenmiştir. Tam da AB’nin bu buhranlı döneminde kurulan bir Avrasya Birliği’nin AB’ye karşı kaybedilen yumuşak gücü üzerinde toplaması ihtimali ciddi olarak ele alınmalıdır. Özellikle yükselecek bir anti-Amerikancılık dalgası doğrudan Avrasya Birliğine yönelimi artırabilir. Bununla beraber Avrasya Birliği içerisinde Rusya’nın diğer üyelere davranışları, insan haklarının korunması yolunda atılacak önemli adımlar, basın özgürlüğünün artırılması ve en önemlisi ekonomik büyümenin üye ülkelerde gerçekleşmesi gibi gelişmeler geçmişin “Demir Perde Ülkeleri” olarak anılan bu ülkelerin itibarlarının düzelmesinde önemli rol oynayacaktır. Bu durum Avrasya Birliği’nin yumuşak gücünü artırmasını da mümkün kılacaktır.

Çin

Çin, dünya gündemine artan gücü ile girmiştir. ABD’nin karşısında rakip süper güçlerden birisi olarak görülen Çin, Orta Asya’yı pek çok sebeple önemsemektedir. Çin için Orta Asya her şeyden önce güvenlik konusunda öneme sahiptir. Orta Asya Çin’in arka bahçesidir ve buradan kuşatılması Çin’in izole olması anlamına gelecektir.

ABD’nin Afganistan İşgali, bütün dünyada olduğu gibi, Çin uluslararası politikasında da bir kırılma teşkil etmektedir. Çin için hayati öneme sahip Orta Asya Devletleri ABD’nin Afganistan Harekatına destek vermişlerdir. Buna bir de Rusya’nın Avrupa Birliği ile olan ilişkilerinde ki iyileşme eklenince Orta Asya’daki Çin etkisi sekteye uğramıştır.[1] Şanghay İşbirliği Örgütü üzerinden Orta Asya’da kurulan Rus-Çin dengesi ABD ve NATO’nun da bölgeye girmesiyle değişmiştir. Bununla beraber ABD nüfuzunun kırılması halen Çin ve Rusya’nın ortak hedefidir.

Çin için Orta Asya’yı önemli kılan bir diğer konu ise şüphesiz ki enerjidir. Çin enerji konusunda %50’nin üzerinde dışa bağımlıdır.[2] Enerji kaynakları teminini Hint-Çin rekabetinin yaşandığı Hint Okyanusu ve ABD kontrolündeki Malacca Boğazı’ndan yapan Çin için bu yollar güvenli değildir.[3] Orta Asya’dan yapacağı enerji kaynakları teminiyle Çin, hem enerji kaynaklarının yol güvenliğini sağlamış olacak hem de mevcut yollardan başka seçeneklere sahip olacaktır. Bununla beraber enerji kaynaklarının ulaşım maliyetleri de azalmış olacaktır.

Batı tarafından yapılan “demokratikleşin” çağrılarına karşı Orta Asya Devletleri’ne sığınacak bir alan sağlayan ŞİÖ’nün lider ülkelerinden birisi olan Çin, bu örgütün ekonomik amaçlarını öne çıkarmak istemektedir. Çin’i buna yönelten birden fazla sebep olmakla beraber en önemlisi Rusya ve ABD’ye karşı arka bahçesini korumaktır. Orta Asya Devletleri’nin Çin ürünlerine olan bağlılığını artırarak Rusya ile arasında tampon bölge oluşturmak istemektedir.[4] Fakat bölgede bir Çin hegemonyası oluşma ihtimali Orta Asya Devletlerini korkutmaktadır.

Çin’in Orta Asya politikalarının temelinde öne çıkan ilk mevzu ABD ve Rusya’nın bölgede hâkimiyet sağlamalarının önüne geçilmesidir. İkincisi ise bölgede milliyetçi uyanışların önlenmesidir. Bu bağlamda Çin Orta Asya üzerinde bir nüfuz politikasından ziyade istemediği gelişmelerin önlenmesi yolunda çalışmalar yapmaktadır.[5] Çin için 11 Eylül sonrası dönemde önemli bir fırsat çıkmıştır. Bütün Orta Asya Devletleri gibi Çin de bölgede huzur ve istikrar istemektedir. Uyuşturucu kaçakçılığının önlenmesi, uluslararası terörizmle mücadele gibi konularda Çin bölge devletleriyle işbirliği içerisindedir. Fakat Çin bu durumdan çok önemli bir çıkar elde etmektedir. Ayrılıkçı taleplerden ve etnik çatışmalardan dolayı bir hayli başı ağrıyan Orta Asya Devletleri’ne ayrılıkçı hareketlerin terör faaliyeti olarak tanınmasını kabul ettirmiştir. Bu kapsamda Çin, Doğu Türkistan’daki hareketlerini terör olarak nitelendirmiştir. Bölge devletleriyle yaptığı işbirliği sayesinde Doğu Türkistan’a destek verebilecek olan Orta Asya Türklerini engellemiştir.[6]

Çin’in Orta Asya’da istediği konumu elde etmesinin önünde engeller vardır. Bu konuda Bülent Uğrasız’ın sıralaması bize ışık tutmaktadır. Çin’in Orta Asya Devletleri’ne yatırım yapacak kadar sermayesi yoktur. Gelişmekte olan Orta Asya Devletleri için dış yatırımlar çok önemlidir. Bu durum petrol ve doğal gaz kaynaklarından yoksun olan Kırgızistan ve Tacikistan’ın Rus mali yardımlarına olan ilgisini artırmakta ve bu ülkeleri Rusya’nın güdümüne sokmaktadır. Gerek istikrarı, gerek dış dünyaya açıklığı ve gerekse de doğal kaynakları ile bölgenin en önemli ülkelerinden birisi olan Kazakistan’ın ekonomik önem taşıyan faktörlerinin çoğunluğu Rusya’ya yakın tarafındadır. Rus ekonomisiyle bütünleşen ve uluslar arası şirketlere açık olan Kazakistan ekonomisine Çin önemli bir etki yaratamamaktadır. Özbekistan ve Türkmenistan ise Çin’e uzak konumdadır. Bu sebeple Çin bu iki ülkeye etki etmekte zorlanmaktadır. Türkmenistan’ın mevcut durumda Türkiye, İran ve Azerbaycan ile ticari ilişkileri mevcuttur. Bu sebeple bu ülkeler Türkmenistan’ın ilgisini daha fazla çekmektedir. Buna birde Afganistan-Pakistan-Hindistan ile olan boru hattı eklenince Çin geri plana düşmektedir. Özbekistan ise bölgede başat güç olma çabasındadır. Bu sebeple bölgede daha da etkinleşmiş bir Çin’i istemeyecektir. Orta Asya her ne kadar Avrupa Birliği’nin ilgisini çekse de; AB için öncelikli olan Kafkasya’dır. Özbekistan ve Türkmenistan’dan gerekli desteği görmeden Çin’in bu bölgeye ulaşması da pek mümkün değildir. Bu bağlamda Özbekistan ve Türkmenistan’ın Çin’e vereceği destek olmadan Çin Orta Asya’nın başat gücü olamayacaktır. [7]

Çin için önemli bir engel ise bölge ülkelerinin Çin’den korkmasıdır. Büyük nüfusu ve gelişen ekonomisiyle Çin, Orta Asya Devletleri için önemli bir tehdittir. Bu sebeple Çin’in Orta Asya’ya egemen olacağı korkusu bu ülkeleri Çin’e karşı tedbirli tavırlar takınmasına sebep olmaktadır.

Giderek güçlenen Çin, Orta Asya konusunda birçok rakiple mücadele etmek zorundadır. ŞİÖ çerçevesinde bölge dışı güçleri saf dışı bırakmak istemektedir. 2005 yılında Türkiye’nin Şanghay İşbirliği Örgütüne üye olmak istemesine karşı takındığı tavrın sebebini burada aramak doğru olacaktır.[8] Bölgede canlanacak bir Türkçülük ise Çin’i rahatsız edecek diğer önemli bir faktördür. Bu durum bölgeye kendi çıkarlarını önde tutan bir yaklaşımdan ziyade tarihi, kültürel, din ve dil bağları ve ortak çıkarları önde tutan tavrı ile yaklaşan Türkiye’yi kuşkusuz bölgede daha önemli bir konuma götürecektir. Bu sebeple Çin, Orta Asya’da milliyetçiliğin güçlenmesini istememekte ve milliyetçi iktidarlar yerine mevcut iktidarların devamını yeğlemektedir.[9]

Rusya ise Çin için önemli bir diğer rakiptir. Rusya’nın Avrasyacılık politikası Çin’in etki alanını daraltmakta ve Çin’i kuşatmaktadır. Ayrıca Doğu Türkistan’a Rusya tarafından verilecek bir destek Çin’i hayli zor bir duruma götürecektir. Bu sebeple Çin’in Rusya ile arasında tampon bölgeler oluşturması önemlidir. Ayrıca Çin’i izole etmek temelinde birleşecek bir ABD-Rusya ittifakı Çin için hayli önemlidir. Bununla birlikte Rusya’nın Orta Asya’da ki etkisini kırmak, petrol ve doğal gaz boru hatlarına yeni alternatifler sağlamak için Çin-ABD-AB ittifakı da kurulabilir.

ABD son yıllarda Asya-Pasifik hattında askeri varlığını artırmaktadır. Bu artışın devam edeceğini bildiren ABD bölgedeki diğer ülkelerden önce Çin’i etkileyecektir. Çünkü yapılan askeri yığınaklar Avustralya, Filipinler gibi doğrudan Çin’e uzanacak konumlarda yapılmaktadır.[10] Bununla birlikte Çin-ABD rekabeti Kuzey Afrika’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada sürmektedir. Fakat Çin’in iktisadi olarak ABD’ye bağımlılığı Çin’in ABD politikalarındaki hassasiyet derecesini artırmaktadır.[11] Hindistan-Çin rekabeti ve Çin-Pakistan ittifakı da şüphesiz Çin’in Orta Asya politikalarını etkileyecektir. Tam da bu noktada önemli bir nokta olarak Afganistan karşımıza çıkacaktır. Fakat Afganistan buraya sıkıştırılmak yerine ayrıl bir çalışmada ele alınmalıdır.

Çin’i bölge politikalarında güçlü kılan en önemli etken ise yönetim ile uyumlu büyük nüfusudur.[12] Çin bu avantajını Orta Asya üzerinde kullanacaktır. Bu sebeple Çin sadece uluslararası ikili ilişkilerde değerlendirilmemelidir.

Hindistan

Orta Asya Türkleri ve Türk Birliği için bir diğer önemli etken Hindistan’dır. Hindistan Gazneliler ve Timur döneminden beri Orta Asya Türkleriyle ilişki içerisindedir. Soğuk Savaş Dönemi’nde SSCB ile yakınlaşması, o dönem için dış ilişkilere kapalı olan Orta Asya devletleriyle ilişki içerisinde olmasını sağlamıştır. Soğuk Savaş sonrası döneme hızlı uyum sağlamıştır[1] ABD’nin askeri üsleri ve politikalarıyla etkin olduğu, Rusya ve Çin’e komşu olan Orta Asya Hindistan için şüphesiz ki önemlidir.

11 Eylül olaylarına kadar güvenlik ağırlıklı dış politika izleyen Hindistan, ABD’nin Taliban rejimine son vermesinin ardından ekonomi temelli bir dış politikaya yönelmiştir. Yumuşak güce de önem veren Hindistan silah kullanımı yerine alternatif yollar aramaktadır. ABD’nin Afganistan harekâtına destek vermesine rağmen asker göndermemiştir. Bunun yerine doktor, mühendis gibi bölge halkına hizmet edecek ve Hindistan’a karşı sempati kazandıracak faaliyetlerde bulunma yoluna gitmiştir. Ayrıca Afganistan’a 100 milyon dolar yardımda da bulunan Hindistan bunun ihtiyaç sahiplerine dağıtılması konusunda da hassas davranmıştır.[2] Orta Asya’ya Afganistan üzerinden ulaşmaya çalışan Hindistan’ın bu faaliyetleri şüphesiz ki Orta Asya için çok önemlidir. Yumuşak güç faaliyetleri doğrultusunda Sinema sektörünün oluşturduğu yumuşak gücün farkında olan Hindistan Bollywood filmleriyle kendisini dünyaya tanıtmaya çalışmaktadır.[3]

Hindistan önemli bir ekonomik gelişmeye sahiptir. Büyük nüfusu, geniş toprakları ve nükleer gücüyle bölgenin öne çıkan ülkelerinden biridir. Gelecek dönemde küresel bir güç olması da muhtemeldir. Bu bağlamda özellikle Çin’e rakip ve alternatif olarak gösterilen Hindistan Orta Asya coğrafyasında da etkili olmanın yollarını aramaktadır. Gelişen ekonomisi sebebiyle enerji ihtiyacı artan ve enerjisinin %70’i ithalata dayanan Hindistan, geleceğin Orta Doğusu olarak görülen Orta Asya coğrafyasının enerji kaynaklarıyla oldukça ilgilidir.[4] 2006 yılında Türkmenistan-Afganistan-Pakistan-Hindistan petrol boru hattını onaylamıştır. Bununla da yetinmeyen Hindistan Özbekistan ve Kazakistan ile yakın ticari ilişkilere girmiştir. Bu ilişkilerin temelini enerji ithalatı oluşturmaktadır. Bu enerji ithalatı kaynakları sadece petrol ve doğal gazla sınırlı değildir. Hindistan enerji ihtiyacını karşılamak için sivil amaçlı 20 yeni nükleer reaktör kurmak istemektedir. Bu reaktörlerin ihtiyacı olan hammadde kaynaklarının temini konusunda Kazakistan’la anlaşmaya varmıştır. Ayrıca Orta Asya Devletleriyle ticaretini İran üzerinden yapan Hindistan Modern İpek Yolu Projesiyle ulaşım ağını kurarak doğrudan bu devletlere ulaşmak istemektedir.

Çin ve Pakistan ile hali hazırda sorunları bulunan Hindistan silahlanmaya büyük miktarda para harcamaktadır. Bununla beraber sorunlarını ticari faaliyetleri artırarak çözmeye de önem veren Hindistan ticari ilişkilerini artırmaktadır.[5] Keşmir Bölgesi’ne ve Çin-Pakistan tatbikatlarının yapıldığı sahaya yakın olan Tacikistan’ın Farkhor şehrinde ileri karakolu bulunan Hindistan’ın Duşanbe yakınlarındaki Ayni Hava Üssü’nü de kiraladığı, resmi kaynaklar tarafından belirtilmese de, söylenmektedir. Ayrıca terör, uyuşturucu kaçakçılığı gibi konularda bölge devletleriyle işbirliğine önem vermektedir.

Çin ve Hindistan arasındaki sorunlar ŞİÖ’nün çalışmalarında da ortaya çıkmaktadır. ŞİÖ’de gözlemci statüsünde bulunan Hindistan ŞİÖ’ye tam üye olmak istemektedir. Bugün için ŞİÖ içerisinde işbirliği içinde olan Rusya ve Çin ilişkileri uzun vadede Çin’in daha bağımsız hareket etmek istemesi ve ya Rusya’nın Avrasyacılık politikaları sebebiyle bozulabilir. Böyle bir durumda Rusya’nın eski müttefiki Hindistan ile işbirliği yoluna gitmesi muhtemeldir.[6] Kendisi için büyük öneme sahip Orta Asya’da oluşacak Avrasya Birliği, Türk Birliği ve ya Arap Baharı tarzı bir hareket Hindistan’ı yakından ilgilendirecektir. Bu oluşumlara karşı Hindistan’ın tavrı da önemlidir.

İran

İran ile Orta Asya ilişkileri çok uzun bir geçmişe sahiptir. Rus Çarlığının ve ardından SSCB’nin Orta Asya bölgesinde egemen olmasına kadar geçen süreçte Osmanlı İmparatorluğu, İran ve Rusya arasında bir hâkimiyet mücadelesi olmuştur. SSCB’nin dağılmasının ardından Orta Asya yine bu üç devletin aktif çekişme alanı haline gelmiştir.

Henüz rejim değişikliği yaşamış iken Körfez Harekatı’yla karşı karşıya kalan İran, bunun yanında Irak’la da savaşmıştır. Özellikle 1989 yılında İran Devrimi’nin lideri Humeyni’nin ölmesinin ardından İran iç siyasal çekişmelerle de uğraşmak zorunda kalmıştır. Gerek iç gerek dış politikanın hareketliliği İran’ı güvenlik odaklı bir siyaset izlemeye zorlamıştır.[1]

İran Devrimi Batı karşıtı söylevlerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu durum İran’ın Orta Asya bölgesine olan ilişkilerini etkilemiştir. Orta Doğu’nun karışık yapısı sebebiyle İran Orta Asya’nın genç devletlerine doğrudan yönelememiştir. Orta Doğu’nun hareketli yapısında mücadele eden İran, karşısına Batı’nın yanında bir de SSCB’yi görmek istememiş ve bu sebeple Orta Asya’ya yönelmemiştir.[2] SSCB’nin 1991 yılında dağılmasıyla İran için Orta Asya farklı bir boyut kazanmıştır. Güvenlik temelli dış politikası için, içerisinde %16 Azeri nüfusu barındıran İran, Türkçülük fikrini tehlikeli bulmuştur.[3]

Orta Asya Devletleri bağımsızlıklarını kazanmalarının ardından kendilerine uygun rejimler aramaya başlamışlardır. Bu dönemde Batı demokrasisine uyumlu Türkiye ile İslami bir demokrasi kurma çabasındaki İran alternatifler olarak ortaya çıkmıştır. SSCB dönemi sonrası İran Orta Asya’ya ilişkin güvenlik politikasına verdiği önemi artırırken bu devletlere rejim ihraç etme çabasına girmemiştir. Orta Asya Devletleri’yle kuracağı ilişkilerde iktisadi faaliyetlerine önem vermiş ve bu yolla kendisine uygulanan izolasyonu kırmak istemiştir.[4] Fakat bölge ülkelerinin politikalarını belirlerken ABD ve Rusya’yı fazla dikkate almaları İran’ın istediği sonuca erişmesini önlemiştir. Özellikle baskıcı rejimler olarak suçlanan Orta Asya Devletleri üzerlerindeki ABD baskısını azaltmak için İran’a karşı tutum almışlardır. Kısacası “Radikal İslamcılık” ile mücadele ilan eden ABD’nin baskısını azaltmak ve ABD ile ittifak sağlamak için İslami söylemi bulunan İran’a cephe almak Orta Asya Devletleri tarafından çıkar yol olarak görülmüştür. Orta Asya Devletleri’ni bu tutuma iten bir diğer etken ise başarısız olan kurucu liderlere alternatif olarak İslamcı örgütlerin önem kazanmasıdır. [5]

Bütün bu süreç içerisinde İran Orta Asya’ya yönelik olarak müttefikler bulma yoluna gitmiştir. Ekonomik İşbirliği Örgütü’ne (ECO) üye olarak Orta Asya yolu açan İran aynı zamanda Şanghay İşbirliği Örgütüne de gözlemci olarak katılmıştır. ABD nüfuzunu Asya’dan silmek konusunda Rusya ve Çin ile anlaşan İran bu iki müttefiki ile hareket etmektedir. Nükleer güç sahibi olmaya çalışan İran bu konuda Rusya’dan önemli destek görmüştür.

İran Orta Asya Cumhuriyetleri’nin bağımsızlığının ardından Orta Asya petrollerinin Batı’ya taşınmasında rol oynamak istemiştir. Fakat İran’a alternatif olarak Türkiye’de bu işe taliptir. ABD ve AB bu konuda Türkiye’ye destek vermekle kalmamış İran’ın projelerini de engellemişlerdir. Mevcut boru hatlarının durumundan dolayı Orta Asya petrollerinin ulaşımının Rusya’ya bağlı olması ABD ve AB’yi alternatif yollar aramaya itmiştir. Bu kapsamda Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru Hattı gibi petrol ve doğal gazı Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaştıracak projelere karşı çıkmak bağlamında Rusya ve İran işbirliği içindedir. Bununla beraber İran ve Rusya Orta Asya konusu üzerinde rakiptirler. Batı karşısında bugün ortaya çıkan işbirliği düzeni, Batı etkisi Orta Asya’dan çekilir ise, yerini kıyasıya bir rekabete bırakacaktır.

Pakistan

Irak İşgali sonrası Pakistan’da anti-Amerikancılık dalgası çok yükselmiştir. Pakistanlı emekli bir diplomat Irak İşgali’nin anti-Amerikancı grupları güçlendirdiğini söylemiş ve bu gruplara şüpheyle bakanların dahi bu gruplara katılmasını sağladığını belirtmiştir.[1] Nitekim ABD ve Batı Dünyasına yakınlığıyla bilinen Pervez Müşerref 2008 yılında devlet başkanlığı görevinden istifa etmiştir. Bundan sonra Pakistan, ABD ve NATO ilişkilerinde gerginlikler başlamıştır. En son Usame Bin Ladin ‘in Pakistan’da bir operasyonla öldürülmesi sebebiyle ABD-Pakistan ilişkileri gerilmiştir. [2]

Pakistan Orta Asya Devletleri’nin bağımsızlıklarını tanıyan ikinci ülkedir. Orta Asya Devletleri’nin kurulmasıyla beraber gerçekleştirdiği eğitim programları ve ticari ilişkiler ile bölgede etkin olmuştur. Orta Asya ile ilişkilerinde kültürel ve dini bağlar ile ekonomik çıkarlara vurgu yapmıştır. Fakat Afganistan’da Taliban yönetiminin iktidara gelmesi, Orta Asya ülkelerine sınırı olmaması ve Pakistan’ın ekonomik yetersizliği sebebiyle hızlı başlayan bu süreç yavaşlamıştır.

Pakistan’ın Orta Asya siyasetinde esas rakibi Hindistan’dır. Kurulduğu günden bu yana Hindistan, Pakistan dış politikasını şekillendiren baş aktördür. Hindistan karşısında kendisini güvende hissetmek, Hindistan’ı uluslararası rekabette geride bırakmak ve Keşmir Sorunu’nu lehine çözmek Pakistan’ın öncelikleridir.[3] Bu doğrultuda müttefikler edinmeye çalışan Pakistan Soğuk Savaş Dönemi’nde Batı yanlısı bir ülke olarak Çin ile iyi ilişkiler kurmuştur. Fakat Soğuk Savaş sonrasında stratejik önemini yitirmiştir. Kaybettiği stratejik önemi kazanmaya çalışan Pakistan Orta Asya’da müttefikler bulma yoluna gitmiştir. 2005 yılı sonrasında Orta Asya faaliyetleri tekrardan canlanmıştır. TAPİ projesinde yaşanan gelişmeler, ŞİÖ’ye gözlemci olarak katılması, Kazakistan, Çin ve Kırgızistan ile yapılan ticaret anlaşmaları Pakistan’ın Orta Asya ilgisinin arttığını göstermektedir. 1997 yılında 80 milyon dolar olan Pakistan-Orta Asya ticareti 2003 yılında 20 milyon dolara düşmüştür. 2008-2009 döneminde ise 45 milyon dolara yükselmiştir. [4]

Pakistan’ın Orta Asya’ya ilişkin asıl planı ise Gwadar Limanı’dır. Basra Körfezinin girişinde bulunan bu liman üzerinden Orta Asya Devletleri’nin denizlere inmesini istemektedir. Orta Doğu’dan petrol ithal eden Çin Gwadar limanından petrol nakliyesi yapmak için Gwadar limandan Çin’e uzanacak demir ve kara yolu projelerine destek vermektedir. Buna karşılık olarak İran’ın Chabahar Limanı’ndan Afganistan’a ve oradan da Özbekistan’a uzanacak yol projesine ise Hindistan destek vermektedir. Gwadar Limanı’nın bulunduğu eyalet olan Belucistan’ın bağımsızlık istekleri bu proje için sorun teşkil etmektedir.[5] Bununla beraber İran ile Batı arasında Ocak 2012’de yaşanan Hürmüz Krizi sırasında söz konusu olan Hürmüz Boğazı’nın kapatılması gerçekleşir ise Gwadar limanının önemi artacaktır.

Bugün Şanghay İşbirliği Örgütü’nde gözlemci olan İran, Pakistan ve Hindistan tam üye olmak istemektedir. Bu durum ŞİÖ’ye Orta Doğu ve Güney Asya’ya uzanma şansı vermektedir. Eğer Avrasya Birliği kurulur ve Pakistan’da buna katılırsa Avrasya Birliği Basra Körfezi’ne inmiş olacaktır. Bu durum Rusya’nın ŞİÖ’ye olan ihtiyacının azalması sonucunu doğurabilir. Bununla birlikte Avrasya Birliği’nin kurulması Pakistan’a Soğuk Savaş Dönemi stratejik önemini yeniden yükleyebilir.

Pakistan’ın Avrasya Birliğine girmesi en azından iş birliği içinde olması SSCB’nin eski sınırlarını aşma ihtimalini gündeme getirecektir. Avrasya Birliği ile ilgili Rusya’nın SSCB sınırlarına ulaşmak istediği görüşüne karşı Putin, Avrasya Birliği’nin ulus üstü bir anlaşma olduğu ve yeni üyelere açık olduğunu belirtmiştir.[6] Bu sözden pay çıkartması gerekenlerden birisi de kanaatimizce Pakistan’dır.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi eğer ABD-Avrasya Birliği ilişkileri Çin’i izole etme temelinde kurulursa ortak hareket etmeleri de ihtimal dâhilindedir. Fakat böyle bir durumda Çin ile iyi ilişkileri olan Pakistan’ın tavrının ne olacağını zaman gösterecektir.

Sonuç:

Orta Asya üzerinde Doğu Ülkeleri’nin nüfuz artırma, oluşacak tehditleri önleme ve enerji kaynaklarının aktarımında alternatif olma doğrultusunda politikaları bulunmaktadır. Rusya ve Çin arasındaki bu mücadeleye Hindistan’ın aktif bir şekilde katıldığını söylemek mümkündür. Asya’nın dünyaya yeni süper güçler verebileceği bir dönemde bu devletlerin çıkar alanlarını nasıl belirleyeceği ve birbirleriyle olan çekişmeleri önemlidir. Doğal kaynaklarının çokluğu ve süper güç adaylarının arasında kalması sebebiyle Orta Asya dünya siyasetinde hayati öneme sahip bölgelerden biridir. Bu sebeple Orta Asya Bölgesi üzerindeki politikalar uluslararası ilişkilerdeki dengeleri sadece Asya için değil tüm dünya için etkileyecektir.

Kaynakça

Rusya ve Avrasyacılık

[1] 11 Eylül sonrası Türk Dış Politikasında Vizyon Arayışları ve Dört Tarz-ı Siyaset, Yrd. Doç. Dr. Mehmet Seyfi Erol, Akademik Bakış Cilt:1 Sayı:1 Kış 2007, Gazi Üniversitesi
[2] 11 Eylül sonrası Türk Dış Politikasında Vizyon Arayışları ve Dört Tarz-ı Siyaset, Yrd. Doç. Dr. Mehmet Seyfi Erol, Akademik Bakış Cilt:1 Sayı:1 Kış 2007, Gazi Üniversitesi
[3]Kazakistan Ülke Raporu, Mehmet Alper Güngüneş, 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Staj Çalışması
[4] Rusya’nın Orta Asya Politikası, Dr. İlyas Kamalov, Ahmet Yesevi Üniversitesi Yayınları
[5]Nazarbayev’in Avrasya Birliği, Mustafa Aytekin, 21.Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
[6] Rusya’nın Orta Asya Politikası, Dr. İlyas Kamalov, Ahmet Yesevi Üniversitesi Yayınları
[7]Türkiye’nin Avrasya Birliğine yaklaşımı ne olur?, Turgay Düğen, 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü

Çin

[1]Çin’in Orta Asya Politikaları, Doç. Dr. Erkin Ekrem, Ahmet Yesevi Üniversitesi Yayınları
[2] Çin’in Orta Asya Politikaları, Doç. Dr. Erkin Ekrem, Ahmet Yesevi Üniversitesi Yayınları
[3] Çin’in Orta Asya Politikaları, Doç. Dr. Erkin Ekrem, Ahmet Yesevi Üniversitesi Yayınları
[4] Çin’in Hazar ve Orta Asya Bölgesine Yönelik Politikası, Bülent Uğrasız, Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Cilt: 4 Sayı: 3, 2002
[5] Çin’in Hazar ve Orta Asya Bölgesine Yönelik Politikası, Bülent Uğrasız, Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Cilt: 4 Sayı: 3, 2002
[6] Çin’in Orta Asya Politikaları, Doç. Dr. Erkin Ekrem, Ahmet Yesevi Üniversitesi Yayınları
[7] Çin’in Hazar ve Orta Asya Bölgesine Yönelik Politikası, Bülent Uğrasız, Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Cilt: 4 Sayı: 3, 2002
[8] Çin’in Orta Asya Politikaları, Doç. Dr. Erkin Ekrem, Ahmet Yesevi Üniversitesi Yayınları
[9] Çin’in Hazar ve Orta Asya Bölgesine Yönelik Politikası, Bülent Uğrasız, Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Cilt: 4 Sayı: 3, 2002
[10] Doğu Asya’da Çin-ABD Rekabeti, Yrd. Doç. Dr. Giray Fidan, 21.Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
[11]Ekonomik Krizin “Çaresiz” Finansörü Çin, Yrd. Doç. Dr. Giray Fidan, 21.Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
[12] Çin’de Yasemin Devrimi Olur mu?, Yrd. Doç. Dr. Giray Fidan, 21.Yüzyıl Türkiye Enstitüsü

Hindistan

[1] Avrasya’daki ‘Yeni Büyük Oyun’ Bağlamında Hindistan’ın Orta Asya Politikası, Yrd. Doç. Dr. Fırat Purtaş, USAK
[2]Orta Asya ile Güney Asya Arasında Modern İpek Yolu Projesi, Doç. Dr. Fırat Purtaş, Ahmet Yesevi Üniversitesi Yayınları
[3] Dünya Siyasetinde Başarının Yolu Yumuşak Güç, Joseph S. Nye, Elips Kitapları
[4] Orta Asya ile Güney Asya Arasında Modern İpek Yolu Projesi, Doç. Dr. Fırat Purtaş, Ahmet Yesevi Üniversitesi Yayınları
[5] Orta Asya ile Güney Asya Arasında Modern İpek Yolu Projesi, Doç. Dr. Fırat Purtaş, Ahmet Yesevi Üniversitesi Yayınları
[6] Hindistan Çin Gerginliği, Ali Ertan, SDE

İran

[1] İran’ın Orta Asya Politikaları, Dr. Kaan Dilek, Ahmet Yesevi Üniversitesi Yayınları
[2] İran’ın Orta Asya Politikaları, Dr. Kaan Dilek, Ahmet Yesevi Üniversitesi Yayınları
[3] https://www.cia.gov/library/publications/the-world-factbook/geos/ir.html
[4] İran’ın Orta Asya Politikaları, Dr. Kaan Dilek, Ahmet Yesevi Üniversitesi Yayınları
[5] İran’ın Orta Asya, Afganistan ve Azerbaycan Politikası (1), Arş. Gör. Atay Akdevelioğlu, Stradigma Kasım 2003 Sayı: 10

Pakistan

[1] Dünya Siyasetinde Başarının Yolu Yumuşak Güç, Joseph S. Nye, Elips Kitapları
[2]http://topics.nytimes.com/top/news/international/countriesandterritories/pakistan/index.html?scp=8&sq=pakistan%20close%20border%20to%20nato&st=cse
[3] Orta Asya ile Güney Asya Arasında Modern İpek Yolu Projesi, Doç. Dr. Fırat Purtaş, Ahmet Yesevi Üniversitesi Yayınları
[4] Orta Asya ile Güney Asya Arasında Modern İpek Yolu Projesi, Doç. Dr. Fırat Purtaş, Ahmet Yesevi Üniversitesi Yayınları
[5] Orta Asya ile Güney Asya Arasında Modern İpek Yolu Projesi, Doç. Dr. Fırat Purtaş, Ahmet Yesevi Üniversitesi Yayınları
[6] http://www.haberturk.com/dunya/haber/676055-sscb-kullerinden-avrasya-birligi-dogacak-galeri

Hakkında admin

Cevapla