İsa Yusuf .Alptekin’e hakaret eden İklil Kurban ve Hezeyanları

98

Dr-umer-kul2İklil Kurban yalan-dolan ve iftira dolu yazısında; “milliyetçi Çin’in İsa Beg’e verdiği görev-makam ne idi?” sorusunu sorarak, bunun cevabını da tarihi gerçekleri saptırarak şöyle izah etmektedir:

Dr.Ömer Kul – Araştırma
 
İklil Kurban adlı bir zat yayınlamış olduğu “İsa Beg[1] Kimdir?” başlıklı[2] yalan-dolan ve iftira dolu yazısında merhum İsa Yusuf Alptekin’i bir “vatan haini” olarak damgalamaya çalışmıştır. İklil Kurban daha önceleri de merhum İsa Yusuf Alptekin’i hedef alan bu tür hakaret dolu yazılar yazmıştı. Şimdiye kadar bu türden hakaretlerine cevap veren kimse çıkmamıştı. Merhum İsa Yusuf Alptekin’i hayatta iken tanıma bahtiyarlığına erişememiş olsam da; “Bir kişi bana küfretmekle kendi gönlünü hoş tutuyorsa, bu da benim o insana bir iyiliğim sayılır” sözünü çokça kullandığını kendisini yakinen tanıyanlar tarafından bendenize birçok defa ifade edilmiştir[3].  Lakin İklil Kurban, herhalde kendisine cevap verilmemesini bir acizlik olarak telakki etmiş olacak ki yalan-dolan ve iftira dolu son yazısını da yazma cüretini göstermiştir. Son 10 yılını Doğu Türkistan üzerine çalışmalarla geçiren, dahası bu konuda doktora yapmış bir akademisyen olarak İklil Kurban’ın ne tür bir hezeyan, yalan-dolan ve iftiralarla gerçek bir vatanperver insanın aziz hatırasını yerle bir etme gayretine daha fazla gönlümün rıza gösteremeyeceği kanaati ile bu yazıyı kaleme alma ihtiyacı hissettim. Bir nevi “İsa Beg Kimdir?” yazısı bardağı taşıran son damla olmuştur.  Daha fazla sessiz kalmanın “haksızlıklar karşısında susan dilsiz şeytandır” sözü mucibince insanî bir duruş ve ahde vefa, zannedersem İklil Kurban’da bunların hiçbirisi yoktur, olmayacağı kanaatindeyim.
 
İklil Kurban’ın, herne kadar Allah inancı olmadığını kendisi hatıratında ifade etse de[4], “Müslüman mı” “ateist mi” yoksa bir “mürtet mi” olduğu belli değildir. Eğer kendisini bir  “Müslüman” olarak telakki etmiş olsaydı, bundan 17 yıl önce Allah’ın rahmetine kavuşan ve kendisini savunamayan bir kişiye bu kadar ağır hakaret yağdırmanın bir günah olduğunu da bilmesi gerekirdi.
 
İklil Kurban söz konusu yazısının giriş bölümünde:
 
“… Türkiye’deki Doğu Türkistan’a özgü bilgisizlik ortamından, araştırma geleneği olmayan yerel-dinsel zihniyetten de yararlanıp, kendisini Doğu Türkistan’ın lideri ve Çin’e karşı bağımsızlık savaşçısı bir kahraman olarak tanıtır…[5]” diyor.
 
İklil Kurban, bu sözleriyle sadece İsa Yusuf Alptekin’i değil aynı zamanda Türkiye ve Doğu Türkistan’daki bütün Müslüman-Türkleri de birer “cahil” olarak tanımlayıp topyekün herkese hakaret etme cüretini göstermiştir. Doğrudur, Çinlililer Doğu Türkistan Türklerini cahil bırakmak için ellerinden gelen her türlü yola başvurmuş, aydınlarını ortadan kaldırmış ve gençlerin yetişmesini engellemiştir. Ama son 60 yılda eğitim görme fırsatını yakalayabilen Doğu Türkistanlı gençlerden, başta Türkiye olmak üzere, Amerika Birleşik Devletleri,  Avrupa’nın farklı ülkeleri, Japonya ve Avustralya gibi memleketlerde çok sayıda akademisyen yetişmiştir. Bunlar Doğu Türkistan davasının bayraktarları olarak çalışmalarını sürdürmektedirler. Bu kişiler günümüzde Doğu Türkistan davasını dünya kamuoyuna tanıtmak, yapılan zulüm ve haksızlıkları dünya kamuoyunda kabul ettirmek için örgütlenerek canla basla mücadele vermekteler. Anavatan Doğu Türkistan’daki gençler ise Doğu Türkistan davasını canları pahasına savunmaya çalışmaktadır.  Türkiye’de yetişen Prof. Dr. Alimcan İnayet[6], Doç. Dr. Erkin Ekrem[7] ve Yrd. Doç. Dr. Erkin Emet[8] gibi değerli bilim adamları bunların birkaçıdır. İklil Kurban bu değerli akademisyenleri de “Çin’e bağlı, çıkar sağlayan insanlar” olarak damgalamaktadır.
 
İklil Kurban, ülkemizdeki milliyetçi ve maneviyatçı çevreyi ise “araştırma geleneği olmayan yerel-dinsel zihniyet[9]” olarak aşağılamaktadır.  Hâlbuki bu milliyetçi ve maneviyatçı çevre son 60 yıldır Doğu Türkistan davasının Türkiye ve dünyadaki tutan eli, yürüyen ayağı olmuş ve bununla da gurur duymuştur, dahası duymaya da devam edecektir.
 
İklil Kurban yazısının devamında merhum İsa Yusuf Alptekin’i “kendisini Doğu Türkistan’ın lideri ve Çin’e karşı bağımsızlık savaşçısı bir kahraman olarak tanıttığını[10]” iddia etmektedir. İsa Yusuf Alptekin’in Doğu Türkistan’ın lideri olduğu doğrudur. Lakin bunu İsa Yusuf Alptekin’in lanse ettiği ise bir iftiradır. Tarihten ve tarihçilikten bi-haber olan birisinden ise başka da bir şey beklemek olsa olsa “öküzün altında buzağı aramak” tabiri ile izah edilebilir. İklil Kurban’ın bilmediği veya bilipte kullanmak istemediği hakikat ise şudur. 1Eylül 1954 tarihinde dış ülkelerde yaşayan Doğu Türkistanlıların temsilcilerinin katılımıyla Suudi Arabistan’ın Hicaz şehrinde düzenlenen I. Doğu Türkistan Kurultayı’nda; “Biz Hicaz Kurultayı’na katılan delegeler, yurdumuzdaki 8 milyon ve dış ülkelerdeki 10 bin Doğu Türkistanlı namından Mehmet Emin Buğra ile İsa Yusuf Alptekin’i millî liderlerimiz olarak seçtik” şeklinde bir karar alınmıştır[11]. Alınan bu karara rağmen merhum İsa Yusuf Alptekin’in kendisini  “Doğu Türkistan lideri veya kahramanı” olarak lanse ettiğine dair bir kayıt mevcut değildir[12]. Bu iddianın aksine İsa Yusuf Alptekin’in kendisini her zaman “men milletning chakiriyim” yani “ben milletin hâdimiyim” şeklinde ifade ettiğini yazdıklarında görmek mümkündür. Aslında İsa Yusuf Alptekin; “ben liderim” demekle lider olunamayacağını,  hakiki liderlerin her asırda bir çıktığını, Doğu Türkistan halkının başına gelen felaketlerin çoğunun liderlik kavgasından kaynaklandığını ve bu nedenle kendisini her zaman “milletin bir hadimi” olarak tanımlamayı tercih ettiğini ifade edegelmiştir.
 
İklil Kurban merhum İsa Yusuf Alptekin’i  “kendisine Alptekin takma adını almakla[13]” itham etmektedir. İklil Kurban’ın Türkiye’de bir soyadı kanununun olduğunu bilmeyecek kadar cahil olmadığı kanaatindeyim.  Doğu Türkistan’da çoğu zaman baba adının soyadı olarak kullanıldığını da kendileri pekâlâ biliyordur. Nitekim İsa Bey de soyadı olarak babasının adı olan “Yusuf” ismini kullanıyordu. Ama Türkiye’ye gelip Türk vatandaşı olduktan sonra da bir Türk ismi olan  “Alptekin” soyadını almayı tercih etmiştir. Ne gariptir ki İklil Kurban’ın nazarında bu da bir suçtur. Hâlbuki günümüz Türkiyesi’nde hâlâ daha “Alptekin” ismini kullanan pek çok insan vardır. Bakınız İklil Kurban makale ve hatıratında ne diyor: “Düşman karşısında -savaş alanında bulunmamış olmasına rağmen- savaş alanında doğmuş bir alp gibi görünüm sergiler”[14]. Bre cahil bilmezmisin ki savaş meydanına çıkan herkes kahraman olmaz. Buna karşın dünya tarihinde savaş meydanına çıkmadan, bir ok dahi atmadan kahraman olmuş kişiler de vardır. Mesela “üzerinde güneş batmayan imparatorluk olarak” tarih kitaplarında yer alan koskoca İngiliz İmparatorluğunu Hindistan’da dize getiren Mahatma Gandi adını ve kahramanlıklarını hiç duymadın mı? Veya Güney Afrika Cumhuriyeti’nde ömrünün 30 yılını hapiste yatarak bir ok dahi atmadan, ırkçı hâkimiyetini deviren Nelson Mandela adı tanıdık gelmiyor mu? Şunu da ilave etmek gerekir ki, Türkiye’de Özbek olmadığı halde “Özbek”, Uygur olmadığı halde “Uygur” soyadını alan, savaş meydanına çıkmadan “Kahraman” veya “Yiğit” gibi ad ve soyadı alan pek çok insan vardır. “Alptekin” ismini soyad olarak almak için merhum İsa Yusuf Alptekin’in illaki savaş meydanına çıkması mı gerekirdi? Bu durumu izah edebilecek en sade anlatım olsa olsa İklil Kurban’ın maksadının “üzüm yemek değil de bağcıyı dövmek” tabiriyle ifade edilebilir. Ona göre ahlak, fazilet veya erdem yoktur. Bir insanı karalamak ve hakaret etmek için her türlü yol mübahtır. Bu kin, nefret ve husumetini anlamak ise zordur[15].
 
İklil Kurban yalan-dolan ve iftira dolu yazısında; “milliyetçi Çin’in İsa Beg’e verdiği görev-makam ne idi?[16]” sorusunu sorarak, bunun cevabını da tarihi gerçekleri saptırarak şöyle izah etmektedir:
 
“… Doğu Türkistan’da özgürlük-bağımsızlık düşün ve eylemleri yükselince Çin, İsa Beg’i bu eylemlere karşı kullanmak amacıyla başkentine götürüp milletvekili koltuğuna oturtur…”.
 
İklil Kurban’ın bilmediği veya bilipte işine gelmediği için kullanamadığı tarihi gerçek ise şudur. İsa Bey’i Merkezî Çin’de milletvekili koltuğuna oturtan Çinliler değil, o dönemde Çin’de yasayan onbinlerce Doğu Türkistanlıdır. Türkiye’de tıp tahsilini tamamlayarak o dönemlerde Çin’in başkenti olan Nankin’de bulunan Dr. Mesut Sabri Baykozi, Abdülkadir Samani ve İsmail Bey gibi aydınların başını çektiği gurup İsa Bey’i Milliyetçi Çin Parlamentosu’na girmesi için teşvik etmiştir. Aynı zamanda bu aydınlar, İsa Bey’in Milliyetçi Çin Parlamentosu’na seçilebilmesi için o dönemlerde Çin Parlamento Reisi olan Dr. Sun Yat Sen’in[17] oğlu Dr. Sunku basta olmak üzere, Milliyetçi Çin Parlamentosu’nda milletvekili olan Çin’deki azınlık halkların temcileriyle temasa geçmişlerdi. Zikrettiğimiz bu şahısların desteğini alan İsa Bey ise Çin Parlamentosu’na milletvekili olarak seçilmiştir[18]. Tarihi gerçek budur ve bu olay Doğu Türkistanlıların hür iradesi ile gerçekleşmiştir.
 
İklil Kurban yalan-dolan ve iftira dolu yazısına devamla;
 
“… İsa Beg bu makamının gereği Uygurlara yönelik, ‘Sincang Çin’in Bölünmez Bir Parçasıdır’ iddiasının propagandasını yapar…” diyor.
 
İklil Kurban’ın iddia ettiği gibi “Xin-jiang Çin’in bölünmez bir parçasıdır” propagandasını yapan İsa Bey değil, maalesef İklil Kurban’ın annesi, eski ve yeni eşi gibi bir Tatar Türkü olan Burhan Şehidi’nin ta kendisidir. Konumuz etnik ayrımcılık yapmakla ilgili olmadığından Burhan Şehidi’nin Tatar asıllı olmasına takılı kalmayacağız. Çünkü hayatında eleştirmekten başka işe yaramayan, çalıştığı her kurumdaki mesai arkadaşlara ağır eleştiriler yapan İklil Kurban, Tatar ileri gelenlerine de hakaret etmekten geri durmamıştır[19]. Doğu Türkistan’ın Çin’in bölünmez bir parçası olduğunu iddia eden Burhan Şehidi kitabında şunları yazmaktadır[20]:
 
“… 1947 yılında Sinjiang Enstitüsü’ne müdür olan Mehmet Emin Hazret, talebelerine Sinjiang’ın 10 bin yıldan beri Türk mekânı olduğunu ileri sürmüştür. Onun fikrine göre Sinjiang sadece Türk soyundan olan insanların vatanıdır. Bu iddia tarihi gerçekleri saptırmaktan başka bir şey değildir. Çünkü Sinjiang 2000 yıldan beri bir Çin toprağıdır. Bu nedenle Sinjiang Çin milleti basta olmak üzere bu ülkede yasamakta olan 13 millete aittir…”
 
En basit ifadesiyle Burhan Şehidi’nin benimsediği idiolojiyi İsa Bey’e mal etmek gerçekleri saptırmanın daniskasıdır.
 
İsa Bey’le bir ömür kader birliği yapan devlet adamı, tarihçi, yazar ve bir mücahit olan merhum Mehmet Emin Buğra Bey, 1952 yılında İstanbul’da yayınladığı Doğu Türkistan Tarihi, Coğrafyası ve Şimdiki Durumu adlı eserinde İsa Bey’in Çin’deki faaliyetleriyle ilgili olarak şunları yazmaktadır[21]:
 
„… 1951[22]’den beri merkezî Çin’de Doğu Türkistan milliyetçilerinden İsa Alptekin, kalemi ve siyasi kabiliyeti ile mücadele sahnesine atılmış bulunmakta idi. Alptekin, Doğu Türkistan’da olan Çin mezalimini ve oradaki ahalinin millî emellerini Çin hükümet makamlarına anlatmak ve Çin halkı arasında Doğu Türkistan halkına taraftar kazanmak gibi iyi neticeli faaliyetlerde bulunmuştu. Alptekin, Nankin’de ilk olarak Çin’de ‘Türkistan Avazı’ mecmuasını neşretti. Bu mecmua, hükümet tarafından kapatıldıktan sonra ‘Tiyanşan’ mecmuasını neşretti. O da kapatıldıktan sonra ‘Uruş Haberi’ isminde bir mecmua neşretti. Ondan sonra Chungchin’de ‘Altay’ mecmuasını neşretmeye başladı. 1934-35 yıllarında Doğu Türkistan milliyetçilerinden Mesut Sabri ve Abdulkadir Samaniler Çin’e giderek Alptekin’in hareketine katıldılar. Doğu Türkistan’ı hakkıyla temsil eden bu milliyetçiler Çin’de Doğu Türkistan siyaseti için çok faydalı ve modern bir cereyan yarattılar…”
 
İklil Kurban yazısına devamla;
 
“… Yıl 1933, Kaşgar’da Şarki Türkistan Cumhuriyeti kurulunca Çin, İsa Beg’i Orta Doğu ülkelerine gönderip, bu cumhuriyetlere karşı, bu cumhuriyetin lideri olan Mahmut Muhiti’ye karşı propaganda aracı olarak kullanır…” iddiasını ortaya atmaktadır.
 
İklil Kurban’ın iddia ettiği gibi İsa Bey, Ortadoğu ülkelerine Çin hükümeti tarafından değil, o dönemlerde Merkezi Ankara’da bulunan “Cemiyet-i Akvam Müzaheret Kurumu” teşkilatının Çin’deki şubesi tarafından gönderilmiştir. Söz konusu teşkilatın Türkiye’deki başkanı da Prof. Ahmet Şükrü Esmer[23] idi. Çin’deki başkanı ise Dr. Cu Can-va idi. Söz konusu teşkilatın İsa Bey’i seçmesinin sebebi de muhtemelen Müslüman-Türk olmasından ileri gelmekteydi.  Seyahatin maksadı ise, İklil Kurban’ın iddia ettiği gibi, “Mahmut Muhiti’ye karşı propaganda” değil, “Cemiyet-i Akvam Müzaheret Teşkilatı”na yardım eden Müslüman ülkelere bizzat teşekkür etmekten ibaret idi. Aslında Çin hükümeti, Japonlarla işbirliği yapmasında korktuğu için İsa Bey’in dış ülkelere gitmesine şiddetle karşıydı. Çünkü o sıralarda Japon istihbarat subayları dış ülkelerde yaşayan Batı ve Doğu Türkistanlı bazı liderlerle temas halindeydi. Bu meyanda Japonlar, Mahmut Muhiti ile de temas kurmuştur.  Mahmut Muhiti Japonlarla işbirliği yapmak suretiyle Doğu Türkistan’ı Çin’den kurtarabileceğine inanmıştır[24]. Mahmut Muhiti ile temas kuran Japon istihbarat subaylarından biri de daha sonra İslamiyet’i kabul edip Abdülkerim Saito adını alan bir zattır. Bu kişiyi 1969 yılında Tokyo’da ziyaret etme fırsatını bulan Erkin Alptekin’e Saito; “Siyasi nedenlerle konuyla ilgili olarak hatıralarını yazamadığını” ifade etmiştir. Doğu Türkistan ile ilgili bazı hatıralarını ise Erkin Alptekin’e tafsilatlı olarak anlatmıştır. Bununla birlikte Abdülkerim Saito, bilahare Tokyo’da kurulan “Japon İslam Merkezi”nin de başkanlığını yapmıştır. Neticede  “Cemiyet-i Akvam Müzaheret Teşkilatı”nın başkanlarının ısrarı üzerine Çin hükümeti İsa Bey’in dış ülkelere çıkmasına izin vermek zorunda kalmıştır.
 
Nitekim İsa Bey, Kasım 1938 tarihinde Hindistan’ın Bombay şehrine geldikten sonra, o sırada hastanede yatmakta olan Mahmut Muhiti’yi ziyaret etmiş, kendisiyle görüşmüş ve fikir teatisinde bulunmuştur. Mahmut Muhiti de İsa Bey’e Sovyetler Birliği’nin Doğu Türkistan’daki mezalimi hakkında bilgiler vermiştir. Bu sohbette Mahmut Muhiti yakın bir adamı olan Emin Damolla’nın kendi bilgisi dışında “Yaş Türkistan” dergisine “Mahmut Muhiti, İsa Bey’e karşı[25]” şeklinde mektup yazdığını, bu duruma son derece üzüldüğünü, aslında böyle bir şeyin olmadığını ifade ederek İsa Bey’den özür dilemiştir. Mahmut Muhiti, Sati Niyaz adındaki diğer yakın bir adamının ise altınlarını çalıp kaçtığını, şayet imkânı varsa o adamı bulmasına yardımcı olmasını İsa Bey’den rica etmiştir.  Bunun üzerine İsa Bey, Bombay valisiyle temas geçerek, Sati Niyaz’ı yakalatmış ve çalınan altınları Mahmut Muhiti’ye iade ettirmiştir. İsa Bey, Çin’e döndükten sonra Japonlarla savaş halinde olan Hindistan’daki İngiliz yönetiminin, çeşitli vesilelerle Japonlarla temas kuran Mahmut Muhiti’yi tutuklamış olduğunu duymuştur. Bunun üzerine İsa Bey, Çin’deki İngiliz elçiliğiyle irtibata geçerek Mahmut Muhiti’nin serbest bırakılması konusunda caba sarf etmiştir. Kendisine bir mektup yazarak yardıma ihtiyacı olup-olmadığını sormuştur. Bunun üzerine Mahmut Muhiti, İsa Bey’e 12 Ocak 1939 tarihli bir teşekkür mektubu yazarak, gösterdiği bu kadirşinaslığı için teşekkür ettiğini bildirmiştir[26]. Mahmut Muhiti hapisten çıktıktan sonra Japonya’ya gitmiş,  1944 yılında Japon işgali altındaki Pekin’e geçmiş ve orada geçirdiği bir beyin kanaması neticesinde vefat etmiştir[27]. Olaylar İklil Kurban’ın iddia ettiği şekilde değil, aynen yukarıda ifade edildiği şekilde cereyan etmiştir.
 
İklil Kurban yalanlarına devam ederek şunları yazmaktadır:
 
“… Yıl 1944, Gulca’da Şarkî Türkistan Cumhuriyeti kurulunca Çin yine, İsa Beg’i Urumçi’ye gönderir ve hükümet sekreteri yapar, İsa Beg bu makamın gereği, yeni kurulan cumhuriyete karşı, bu cumhuriyetin lideri Ahmet Can Kasimi’ye karşı Çin yanlısı propaganda öncülüğünü üstlenir. İşte bu sebeple İsa Beg’i, Türkistan istiklalcileri, Bir Çinci ve hatta ‘bir numaralı vatan hainidir’ diye tanımlamıştır…[28]” diyor.
 
İklil Kurban’ın Doğu Türkistan tarihini bilmeyenlere bile bu masalı yutturması hayalden öteye gitmez kanaatindeyim. Bununla birlikte dönemin olaylarını teferruatlı bir şekilde incelemiş bir akademisyen olarak sadece bu paragraftaki maddi hataları belirtmekle iktifa etmek istiyorum. Bir defa İsa Bey, 1945 yılında, o da binbir müşkilatla, Doğu Türkistan’a dönebilmiştir. Ayrıca, İsa Bey’in 2 Ocak 1946 tarihli anlaşma ile kurulan Eyalet hükümetindeki vazifesi sadece Hükümet üyeliğidir. Alptekin’in Hükümet Genel sekreteri olması ise 1947 yılında gerçekleşmiştir. Dahası 12 Kasım 1944 tarihinde Gulca’da ilan edilen hükümetin lideri Ahmetcan Kasimi değil Alihan Töre Saguni’dir[29].
 
İklil Kurban’ın bu iddiasının tamamen iftira olduğunu göstermek için 1930-1940’lı yıllarında Doğu Türkistan’da yaşanan olayların canlı şahidi olan merhum Hacı Yakup Anat’ın 2005’te Ankara’da yayınlanan Doğu Türkistan’da Milliyetçilik Hareketi adlı eserine bir göz atmak yeterli olacaktır. Merhum Hacı Yakup Anat eserinde şunları yazmaktadır[30]:
 
“1930-1940’lı yıllarda Doğu Türkistan’da Çinciler, Rusperestler ve milliyetçiler olarak üç grup mücadele içerisindeydiler.
 
a)      Çinperestler:
 
Çin askerlerinin himayesinde vatanı devamlı Çin’in hâkimiyeti altında kalmasını isteyen idealsiz, satılmış, millî münafıklardı. Bunlar Doğu Türkistan’ı Şı cyang (Batı bölge), Dun cyang (Doğu bölge) ve Nan cyang (Güney bölge)lardan ibaret 3 eyalete bölmek istiyorlardı. Hatta bu tasarıyı 1948 yılı Nankin’de açılmış 1. Halk Kurultayı’na teklif olarak getirmişlerdi. Milliyetçi vekillerin karşı çabaları neticesinde tasarı kurultaydan geçmedi. Bunların tipik temsilcileri: Burhan Şehidî, Kasım Kurbanî, Nasir Bek, Seyid Ahmed Hoca, Na dey chao (Nasır), Turap Bek, Supibek Haci,  Pasar Bek, Nur Bek, Tohti Alem Ahun, Yolbasberk gibi insanlardı.
 
b)      Rusperestler:
 
Kızıl Rus emperyalistlerinin temsilcileriydi. Amaçları vatanı Rusya’ya bağlamak olan güçlü bir akımın savunucularıydı. Almatı’da çıkarılıp, Doğu Türkistan’a gizlice gönderilen Şark Hakikati Mecmuası o deönemin yukarı teknolojisinden istifade ederek basılmış, Rusperestlerin güçlü propaganda aletiydi. Bu mecmuada Uygur’ların Türk oldukları inkâr edilerdi… Bunların tipik örnekleri Seyfuddin Azizî,  Abdülkerim Abbasuf, Abdukerimhan Mahdum, Zahir Savdanof, gene Rusya’dan Doğu Türkistan’a gizlice sokulan casus Kasım Efendi, General İshakbek başlarında olmak üzere Rusya’da tahsil gören Rusperestler, Almatı ve Taşkent’lerde Vatanoğlu Mansur, Şair Çsti, Y. Şirvanî ve başkaları olup, Doğu Türkistan fikir hayatda en güçlü siyasi bir kuvvet idi. Çünkü bunların arkasında süper Stalin Rusya’sı vardı.
 
c)      Milliyetçiler:
 
Üç Efendi başçılığındaki milliyetçilerdi. Bunlar vatanı Çin esareti ve Rus baskısından kurtarmayı maksat edinen, birinci merhalede Yüksek Millî Muhtariyet statüsünü kazanıp, uygun ortam oluşunca istiklalini alacak bir Doğu Türkistan düşlüyorlardı. Aynı zamanda Rusya nüfuzu altına girmeye karşı mücadele veren güçlerdi. Milliyetçilerin, Rusperestler gibi güçlü siyasi, askeri destekçisi olamasa da, milletin manevî gücüne, millî duygusuna dayanan, milletten manevî ilham ve feyiz alan bir siyasî grup idi. Bunların elinde Tanrı Dağ Neşriyatı,  üniversite, pedagoji okulları ve çeşitli neşriyatlar vardı ve, güçlü bir milliyetçilik propagandası yürütmüşlerdi.
 
Dönemin milliyetçi aydınları, yazarlar-edipleri, şairleri ve gençleri:
 
Abdul-Eziz Mahsum, Emin Vahidi, Bay Azizî, Abdul-Azîz Çengizhan, Hamdullah Tarımî, Polat Kadirî, Hacı Yakub Anat, Abdürrehim Ötkür, Kurban Koday, İbrahim Muti, Abdullah Temen, Hebir Tömür, Settar Makbul, Ertuğrul Sabrî, Hemid Sabrî, Doktor Abdur-Rauf, Fethidin Mahsum, Süleyman Selçuk, Muhammedin Tohti, Abdurehim Coşkun, Abdul Hemithan Kuçarî, İnayetullahan, Niyaz Erol, Polat Abdullah, Hamut Mahmudî, Hasan Haci, Abdul Ehet Haci, Abdul Halîk Haci, Hamdul Ni’meti (Kavan), Abdurrehim Kılıç, Muhemmed Ömer Hacı, Abdurrehim, Ruzi Haci gibi milliyetçiler, Üç Efendiler etrafında olup Doğu Türkistan millî mücadelesini sürdürmüşlerdir…”
 
Nitekim Rusperestlerin başını çektiği Seyfettin Azizi ise 1997 yılında Pekin’de yayınlanan Ömür Destanları adlı kitabında söyle diyor[31]:
 
“… Onlar (üç Efendiler kastediliyor) bizi Sovyetperest olmakla itham etmektedirler. Biz Sovyetperest olduğumuzu hiç bir zaman inkâr etmedik. Biz hakikaten Sovyet yanlısıydık. Çünkü Sovyetler Birliği ve komünist sistem sadece Sovyet halkının değil, aynı zamanda dünyada ezilmekte olan bütün mağdur milletlerin hakkını savunmakta olan tek devlettir…”
 
Milliyetçiler ise “Erk”, “Yalkın” ve “Yurt” adlarındaki gazeteler ile “Altay” adındaki dergilerde sürekli olarak “Dilde, işte, fikirde birlik, biz halkçıyız, biz milliyetçiyiz, biz insaniyetçiyiz, ırkımız Türkdür, dinimiz İslam’dır, yurdumuz Türkistandır”, “Doğu Türkistan’daki Uygur, Kazak, Kırgız, Özbek, Tatar vs’ler ayrı ayrı milletler değil, onların hepsi Türk milletini teşkil eder” propagandasını yürütmüşlerdir[32].
 
Milliyetçilerin bu güçlü propagandası hem Sovyetler Birliği’ni hem de Milliyetçi Çin’i son derece tedirgin etmiştir.
 
Mesela, Muhammed Ruhi Uygur, 1953 yılında Pakistan’da yayınladığı “Türkistan[33]” adlı eserinde Doğu Türkistan’daki Milliyetçi Çin askerlerinin Başkomutanı Sung Shi-lian’ın 1947 yılında Urumçi’de “Xin-jiang’ı Yeniden Kalkındırma Teşkilatı” tarafından düzenlenen konferansta şunları söylediğini nakletmektedir:
 
“… Farkına varamamışız. Biz şimdiye kadar Komünizmi Xin-jiang için en büyük tehlike olarak görmüşüz. Ama Doğu Türkistan’daki milliyetçilik ideolojisi Komünizmden çok daha tehlikeliymiş. Komünizmin gayesi hâkimiyeti ele geçirmek ise, milliyetçilik ideolojisinin gayesi bir milleti tamamen zehirlemekmiş…”
 
Özbekistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin başkenti Taşkent’te yayınlanmakta olan “Şark Hakikati” adlı dergi ise Nisan 1948 tarihli sayısında şunları yayınlamıştı:
 
“… Doğu Türkistan’da Kazak, Kırgız, Özbek ve Tatar milletleri yaşıyor. Bu milletler Sovyetler Birliği’nde kendi cumhuriyetlerini kurarak, en tabii haklarını elde etmiş bulunuyorlar. Ama onları ‘Türk’ olarak atamak mümkün müdür? Şimdi Mesut Sabri, Mehmet Emin Hazret ve İsa Yusuf’un yukarıda ismi geçen Kazak, Kırgız, Özbek ve Tatarları ‘Türk’ olarak tanımlamaları, onların Pan-Türkist fikrini açıkça teşvik etmekte olduklarının açık delili değil midir? Bu Pan-Türkistler Uygurların da Türk olduklarını ileri sürmektedirler…”
 
Bu örneklerden de anlaşılacağı üzere, İklil Kurban’ın yazısında iddia ettiği gibi Doğu Türkistan’daki propaganda savaşı İsa Bey ile Ahmetcan Kasimî arasında değil, Doğu Türkistan’daki milliyetçiler, Rusperestler ve Çinperestler arasında sürdürülen ideolojik bir mücadeleydi. Birilerine “vatana ihanet ettiler” demek gerekiyorsa esas vatan hainleri Doğu Türkistan’da Çin Komünist Partisi’nin hâkimiyetini Mao’ya telgraf çekerek kabul ettiklerini bildiren General Tao ve Burhan Şehidi’nin başını çektiği Çinperestler olmalıdır[34].
 
O dönemlerde Doğu Türkistan’da sürdürülen bütün bu propaganda savaşına rağmen “Rusperest” ile “milliyetçiler” birbirleriyle çok yakın ilişki içerindeydiler. Bu iki grubun benimsedikleri ideolojiler ve izledikleri siyaset birbirine benzemese de, her iki grubun maksadı Doğu Türkistan’ın bağımsızlığı idi. Bunlar devamlı olarak birbiriyle görüşür, sohbet eder ve fikir alış-verisinde bulunurlardı. Erkin Alptekin o sıralarda henüz 10 yaşında olmasına rağmen, bu iki gurubun görüşmeler sırasında birbirleriyle şakalaştıklarını çok iyi hatırladığını görüşmelerimiz sırasında bendenize ifade etmiştir. Hatta Erkin Alptekin herkesin bir lakabının olduğunu ve birbirlerine bu lakaplar ile seslendiklerini çok net hatırladığından da bahsetmişti. Özellikle Ahmetcan Kasimi, Abdülkerim Abbas ve Rahimcan Sabirilerin İsa Bey’i ziyaret etmek için evlerine geldiklerini söyleyen Erkin Alptekin merhum babası isa Bey’in seyahatta olduğu zamanlarda evlerine gelip merhume annesi Fatma hanıma “bir ihtiyaçları olup olmadığını” sıkça sorduklarını da hatırladığını belirtmiştir. Bu görüşmelerimizde Erkin Alptekin Bey; “Bir defasında annem evde kömür kalmadığını ifade edince,  Ahmetcan Kasimî derhal telefon edip evimize kömür getirtmişti” anısını da bizimle paylaşmıştı.
 
Erkin Alptekin, Ahmetcan Kasimi ile İsa Yusuf Alptekin arasındaki, herne kadar siyasî yolları hiç kesişmese de, dostluğun ve birbirine güvenin nişanesi olarak şu hatırasını da bizimle paylaşmıştır: “Ahmetcan Kasimî, 2 Ocak 1946 tarihinde Urumçi’de Milliyetçi Çin ile kurulan Koalisyon Hükümeti’nin başkan yardımcısı sıfatıyla Çin’de katıldığı bütün toplantılarında yapacağı konuşmanın Çince tercümesini, muhtemelen başkalarına güvenmediği için,   babamdan yapmasını rica ederdi”.
 
İklil Kurban hırsını alamamış olacak ki, İsa Bey’e karşı sürdürdüğü karalamaları şimdi İsa Yusuf Alptekin’in hayatta olan iki oğlu Erkin ve Ilgar Alptekinler’e yönelterek şunları yazmaktadır:
 
“… Günümüzün Türkiye‘sinde İsa Beg’i eski ihanet görevini oğlu üstlenmiş bulunmaktadır. İstanbul’daki Şarki Türkistan Vakfı’nın başkanı konumuna getirilen (kim getirdiyse) Ilgar Alptekin, Çin’in Türkiye’deki Uygur karşıtı eylemlerine destek veren şu bildiriyi yayınlamıştır:  ‘Bizim vakfımız siyasetin dışındadır!’”
 
Doğu Türkistan Vakfı’nda Rıza Bekin Paşa’nın vefatından sonra yaşananların ifade edilmesi İklil Kurban’ın hezeyanlarını da ortaya koyacaktır. Şöyleki; İstanbul’daki Doğu Türkistan Vakfı’nın eski başkanı Emekli General Rıza Bekin Paşa’nın vefatında sonra Vakıflar Genel Müdürlüğü İstanbul 1. Bölge Müdürlüğü, 3 Kasım 2010 tarih ve 2373 sayılı bir Denetim Raporu hazırlayarak, Doğu Türkistan Vakfı’nın (DTV) 1978 yılında kabul edilen Vakıf Senedi’nin ruhuna uygun olarak yasallaştırılmasını istemiştir. Bu amaçla hayatta olan ilk 5 Kurucu üye ile hayatta olan ilk 4 Mütevelli heyet üyesi toplam 9 kişi, ilgili rapor doğrultusunda 12 Mart 2011 tarihinde toplanmıştır. Vefat eden 12 üyenin yerine bir defaya mahsus olmak üzere 12 yeni üyeyi seçmiş ve Vakıf Senedi’nde öngörülen 21 üye sayısına ulaşmıştır. Ilgar Alptekin de halen hayatta olan ilk 4 Mütevelli heyet üyesinden biri olması hasebiyle yasal olarak 21 kişiden oluşan DTV’nin Mütevelli heyetindeki yerini almıştır. Mütevelli heyet üyeleri 12 Mart 2011 tarihinde toplanarak yeni yönetim kurulu üyelerini seçmişlerdir. Ilgar Alptekin de Mütevelli heyeti üyelerinin oylarıyla DTV Yönetim Kurulu Başkanlığına seçilmiştir.   Ilgar Alptekin, DTV Yönetim Kurulu başkanı olarak görev yaptığı sekiz ay zarfında,  mesai arkadaşlarıyla birlikte Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün talep ettiği bütün yasal işlemleri tamamlamıştır. Yönetim Kurulundaki diğer arkadaşlarıyla da bir yol haritası hazırlayan Ilgar Alptekin, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Teşkilatı’nın şemsiyesi altında bir talebe komitesi kurulmasına karar vermişlerdir. Bu suretle Doğu Türkistan’dan ülkemize eğitim gayesiyle gelen talebelerle ilgili işlemler bir düzene oturtulmuştur. Başta Ilgar Alptekin olmak üzere Yönetim Kurulu’nun oybirliği ile DTV’nin mali yapısını şeffaflaştırmak için kararlar alınmıştır. Bununla da yetinmeyen Vakıf Yönetim Kurulu, DTV’nin Türkiye’deki Doğu Türkistan Dernekleriyle yakın işbirliği içinde olmasına özen göstermiş ve Mayıs 2011 ile Aralık 2011 tarihleri arasında iki bilgi şöleni, bir konferans ve üç anma töreni düzenlenmesinde rol oynamıştır. Ilgar Alptekin hususî işlerinin yoğunluğu dolayısyla 15 Ocak 2012 tarihinde Doğu Türkistan Vakfı Yönetim Kurulu Başkanlığı’ndan istifa ederek, ailece yaşamakta olduğu Samsun’a dönmüştür. Yerine Mehmet İsa Artuş adında bir üye seçilmiştir.
 
Ilgar Alptekin, İklil Kurban’ın iddia ettiği gibi, hiç bir yerde ve hiç bir zaman “Bizim vakfımız siyasetin dışındadır” diye bir bildiri yayınlamadığını görüşmelerimiz sırasında bize ifade etmiştir. Ayrıca vakıf veya derneklerin siyasetle uğraşması Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına göre de mümkün değildir. Siyasetin yapılacağı yerler siyasi parti veya kuruluşlardır. Ilgar Alptekin muhtemelen DTV’nin öncülüğünde her sene Doğu Türkistan’dan burslu olarak okumak için Türkiye’ye gelmekte olan 100-150 arasındaki talebeyi Çin nezdinde zor durumda bırakmamak için DTV’nin siyasetin dışında tutulmasında fayda olduğu görüşünü savunmuştur. Çünkü Ilgar Alptekin, merhum Rıza Bekin Paşa döneminden beri uygulanmakta olan yöntemleri kendi döneminde değiştirerek Doğu Türkistan’dan gelen talebelerin zarar görmelerinin önüne geçecek tedbirleri almıştır.
 
Çinlilerin “Alptekin” adından son derece rahatsız oldukları bilinen bir gerçektir. Zaman zaman Alptekin ailesinin bireyleriyle yaptığımız sohbetlerde bu konular da gündeme gelmiştir. Mesela bunula alakalı olarak Ilgar Alptekin’in yaşadığı şu hatırayı burada zikretmeden geçemeyeceğim. Ilgar Alptekin, 1996-1998 yılları arasında Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’te THY müdürü olarak görev yapmıştır. Zikredilen dönemde hem bir akrabasının isteği, Kırgızistan ile Doğu Türkistan’ın sınırdaş olması hasebiyle, hem de memleketini ve yaşamakta olan akrabalarını görmeyi arzu eden Ilgar Alptekin’in yaşadıklarını kendi ifadeleriyle aktarmak yerinde olacaktır; “Benim Bişkek’teki vize olayım şöyle; Amcamın oğlu Buğda Abdullah ile yaptığım telefon görüşmesinde, beni memlekete davet etti. Bende cevaben, herhalde vize vermezler dedim. Buğda bana davetiye göndereceğini söyledi. Yanılmıyorsam davetiyeyi ‘Muhacirler işhanesinden’ onaylatıp gönderdi. Bende gerekli evrakları tamamlayıp yanıma bir tercüman alarak Çin Konsolosluğu’na gittim. Görevli incelemeyi yaptıktan sonra ‘Sen Türk vatandaşı olduğundan Vizeni Türkiye’den alman lazım’ dedi. Bende ‘Ben burada THY Müdürü olarak görev yapıyorum. İkamet iznim pasaportta mevcut. Turist olarak gelmiş olsaydım dediğiniz gibi Türkiye’ye dönüp almam gerekirdi’ dedim. Bunun üzerine bana Türkiye Cumhuriyeti Bişkek Elçiliği’nden Kırgızistan’da görevli olduğuma dair yazı getirmemi istedi. Genelde bu tür yazıyı Konsolosluk veriyordu. Ama Büyükelçimiz bizatihi kendisi Çin Büyükelçiliği’ne hitaben yazı verdi. Sonuçta bir ALPTEKİN olduğum için gene de vize vermediler”.
 
Siyasetle uğraşan pek çok Doğu Türkistanlının vize alıp,  elini kolunu sallaya sallaya Doğu Türkistan’a gidip-geldiği bir sırada  “Alptekin” adı dolayısıyla Doğu Türkistan’dan gelen öğrencilere zarar verilmiş olsaydı muhtemelen İklil Kurban ve benzerleri mutlu olurlardı. Ancak bu durum olsa olsa birçok masum genci mağdur ederdi. Bu durumda Ilgar Alptekin herhalde tefe konulup çalınırdı.
 
İklil Kurban, İsa Bey’i karalama kampanyasında kaynak olarak genelde “Yaş Türkistan” dergisinde yer alan yazıları, kendi yazdığı eserleri (!)  ve Doğu Türkistanlı tarihçi Polat Kadiri’nin 1948 yılında Urumçi’de yayınladığı “Ülke Tarihi[35]”ni kaynak olarak göstermektedir. Şimdi ise bunları inceleyelim:
 
“Yaş Türkistan” dergisi 1930’lu yıllarda Nazi Almanyası’nda yayın hayatına başlamıştır. Japonların yaptığı gibi, Nazi Almanyası da Sovyetler Birliği’ndeki Türk boylarının desteğini alabilmek için bazı Batı Türkistanlı ileri gelenlere maddî destek vererek “Yas Türkistan” dergisinin Berlin’de yayınlanmasını sağlamıştır.  Bu nedenle, İklil Kurban’a benzer bazı kimseler söz konusu dergiye mektup yazıp İsa Bey’e karşı iftira atmaya çalışmışlardır. Yukarıda da ifade etmiş olduğumuz gibi bunlardan bir tanesi Mahmut Muhiti’nin yakın adamlarından biri olan Emin Damolla’dır. Lakin Emin Damolla, Hindistan’a geldikten sonra Mahmut Muhiti’ye yüz çevirmiştir. Mahmut Muhiti’nin bilgisinin dışında “Mahmut Muhiti İsa Bey’e Karşı” diye yukarıda bahsini ettiğimiz mektubu yazmıştır. Böyle bir mektubu yazmasının sebebini araştırmalarım sırasında bulamadım. Bununla birlikte kanaatim Mahmut Muhiti ile İsa Bey’in Hindistan’da görüşmesini engellemek için yazmış veya kendisine yazdırılmış olabilir. Her halükarda Mahmut Muhiti bu mektubun kendi bilgisi dışında yazıldığını ifade ederek İsa Bey’den özür dilemiştir.
 
“Yaş Türkistan”a mektup yazarak İsa Bey’i kötülemek isteyen diğer bir zat ise Abdul Aziz adlı bir Doğu Türkistanlıdır. Abdul Aziz, Çin’de İsa Bey’in çıkardığı “Çinî Türkistan Avazı” ve “Han Tengri” dergilerini “Türkistan ismini kullanıyor” ve “bölücülük yapıyor” diye devamlı olarak Merkezi Çin Savunma Bakanlığı’na şikâyet ederek, bu dergilerin kapatılmasına, mallarının müsadere edilmesine ve İsa Bey’in Divan-ı Harp Mahkemesi’ne verilmesine sebep olan şahıstır[36]. Bunun dışında “Yaş Türkistan”  dergisine müstear isimlerle İsa Bey’e karşı yazı yazanlar da vardır. Yıllar sonra bu yazılar İklil Kurban ve benzerlerine bir malzeme olmuştur. Daha doğrusu bu yazılanların doğruluk derecesini incelemek gereğini görmeden, “mal bulmuş mağribi” gibi bu iftiraları seve seve kendi karalamalarında kullanmışlardır.   “Yaş Türkistan” dergisinin bu tür yazıları yayınlamasındaki sebepler de ayrı bir çalışma konusudur.  İleride buna da belgelerle bir açıklık getirmeyi düşünüyoruz.
 
İklil Kurban’ın kaynak gösterdiği kendi eserlerinde tarihi gerçekler saptırılmış, yalan-dolan ve iftiralarla doldurulmuştur. Bu yalan-dolan ve iftiralarını ispat edecek bir tek belge ise ortaya koyamamıştır. Nitekim Marmara Üniversitesi 1980’li yıllarda İklil Kurban’ın hazırlamış olduğu master tezini reddetmiştir. Buna rağmen İklil Kurban’ın reddedilen tezinin tekrar nasıl kabul edildiği de ayrıca bir soru işaretidir. Akademik hayatındaki yaşadıklarını Gerçekler ve Yalanlar adlı eserinde bütün teferruatlarıyla anlatan İklil Kurban, ne hikmetse eserlerinin Türk Tarih Kurumu’nda nasıl basıldığına dair tek bir kelam bile etmemektedir. Yine ne acizliktir ki, İklil Kurban hayatınında bulunan kişilerle ilgili olarak eleştirilerini, erdemden yoksun bir şekilde, emekli olduktan sonra kaleme alma cesaretini gösterebilmiştir. Ona göre Prof. Dr. Dursun Hakkı Yıldız, Prof. Dr. Mehmet Pakalın, Prof. Dr. Abdülhaluk Çay, Prof. Dr. Mehmet Saray ve Prof. Dr. Nadir Devlet gibi ülkemizin saygın bilim adamları seviyesiz, kendi hakkını gasp eden kişilerken, kendisi sütten çıkmış ak kaşık gibi hayatı boyunca herkes tarafından haksızlıklara maruz bırakılmıştır. Adlarını zikrettiğimiz bu saygıdeğer hocalarımızın başka işleri-güçleri yokmuş gibi, hayatı boyunca bir doktora payesi, onu da nasıl aldığı meçhul, almaktan ve etrafındakilere iftiralar atmaktan başka işe yaramayan İklil Kurban’la uğraşmışlardır. Sayın Kurban’a tavsiyem eğer bulabilirse, Hakkı Dursun Yıldız Hoca’nın cenaze merasimi fotoğraflarına bir bakmasıdır. Şayet hiç ölmeyeceğini düşünmüyorsa, acaba kendisini kabre kaç kişi götürecek…
 
Mademki İklil Kurban, Doğu Türkistanlı tarihçi Polat Kadiri’nin 1948 yılında Doğu Türkistan’da yayınladığı “Ülke Tarihi”ni kaynak olarak göstermiş, biz de bu eserden Polat Kadiri’nin İsa Bey’le alakalı yazdıklarını İsa Yusuf Apltekin’i daha iyi anlayabilmek gayesiyle, örnek olarak verelim:
 
“…İsa Bey, Çin’de bulunduğu sırada, her fırsatta, Doğu Türkistan davası için çok yararlı faaliyetlerde bulundu. Çinlilerin Doğu Türkistan’daki Çin zulmünü, Çin gazetelerine ilan vermek suretiyle hem Çin ve hem de dünya kamuoyuna duyurmaya çalışması, Doğu Türkistan’daki Çin Genel Valisi Şin Si-sey’i son derece tedirgin ediyordu. Bu nedenle Şin Si-sey de Çin’deki büyük gazetelere ilan vermek suretiyle, İsa Bey’i bazen ‘Amerikan emperyalistlerinin casusu’ bazen de ‘Japon militaristlerinin casusu’ olarak damgalamaya çalışıyordu…”
 
Doğu Türkistanlıları “cahil”, Doğu Türkistan davasını destekleyen Türkiye’deki milliyetçi ve maneviyatçı kardeşlerimizi “yerel-dinsel zihniyet”e sahip olmakla kendince aşağılayan ve İsa Bey’i bir “hain” olarak karalamaya çalışan İklil Kurban’ın kendisi acaba nasıl bir insandır?
 
İklil Kurban’ı yakından tanıyanların ifade ettiklerine göre o, son derece art niyetli, yalan-dolan ve iftirayla uğraşmayı seven,  kindar, dengesiz, geçimsiz,  şahsiyeti gelişmemiş, kendisiyle barışık olmayan kompleksli bir insandır. Bu nedenle de hiç bir yerde tutunamamıştır. Marmara Üniversitesi başta olmak üzere Türkiye’de çalıştığı her kurumda mesai arkadaşlarını geçimsiz, kendisini ise kusursuz görmesi bu hasletlerinin karşılığı olsa gerek.
 
İklil Kurban’ın annesi Tatar, babası ise Tungan’dır[37]. Doğu Türkistanlılar Çinli Müslümanlara “Tungan” derler. Kendisi Doğu Türkistan’da doğmuştur.  Kanser olan eşini ise terk etmiştir. İlk eşinden İlcen adında, ama karakter olarak babasına hiç benzemeyen,  son derece kibar, akıllı ve çalışkan bir kızı vardır. İlcen, 1985’lerde Münih’ten yayın yapan Hürriyet Radyosu’nun Tatar-Başkırt bölümünde çalışmaya başlamıştır. İlcen ve babası hakkında bilgilerini sorduğumuz Erkin Alptekin ise konu ile alakalı olarak şunları ifade etmiştir. “İlcen boş zamanlarında büroma gelirdi. Oturup pek çok konuda sohbetleşirdik. Beni bir ‘ağabey’ olarak telakki ettiği için zaman zaman bana içini dökerdi. Anladığım kadarıyla babasıyla ilişkisi pek yoktu. İklil Kurban şimdi Roza adında bir Tatar hanımıyla evli olup, 15 yaşlarında bir erkek evlatları vardır. İklil Kurban’ın eşiyle birlikte Tatar muhalefetini temsil ettiklerini kendilerini takip edenler tarafından bilinmektedir. Bir ara tanınmış Tatar yazarı, eski milletvekili ve şimdide bir Tatar sivil tolum örgütü başkanı olan Fevziye Bayramova hanımla sıkı işbirliği halinde olduklarını duymuştum. Lahey’deki kısaca UNPO olarak tanınan BM’de Temsil Edilmeyen Milletler Teşkilatı’nın toplantılarına katılmak için Tataristan’dan gelen bazı Tatar kardeşlerimizden duyduğuma göre, Tatarlar bile şimdi İklil Kurban’dan bıkmış durumdalar. Kazan Tatarlarının UNPO’ya üye olarak alınmasından çok rol oynamıştım. Kazan’da, Doğu Türkistan’dan kaçıp Tataristan’a sığınan Tatar asıllı bir hayli aydın var. Onlarla yakın temas içindeyim. Birkaç kez beni Tataristan’a davet etmelerine rağmen sağlık nedenleriyle bir türlü gidemedim. Kısmet olursa ileride Tataristan’ı mutlaka görmek istiyorum.  Şahsen ben Tatarları Batı medeniyetiyle ilk tanışan Türk boyu, medeni, bilgili ve kültürlü insanlar olarak tanırım. Bu nedenle benim en yakın üç arkadaşım Tatar’dır. Urumçi’de ilkokul öğretmenim de bir Tatar hanımdı. Her ne hikmetse İklil Kurban, Tatarların bu medeniyetinden, bilgisinden ve kültüründen hiç nasiplenememiş. Yeltsin döneminde Rusların Tatarlara tanıdığı pekçok hak, Putin döneminde tedrici olarak gasp edilmeye başlanmıştır. Şu anda Tatarlar kendi millî ve dinî benliğini koruyabilmek için insanüstü gayret sarf etmektedirler”.
 
Şayet İklil Kurban kendisini bir Tatar olarak telakki ediyorsa, o zaman Tatarların hakkını savunmak için yapacağı pekçok iş olsa gerek.  Lakin bu zat Tatarların dertleriyle uğraşma yerine İsa Bey’e çamur atmayı tercih etmektedir. Bilmediği veya bilip de işine gelmeyen gerçek ise “Güneşin balçıkla sıvanmayacağı”dır
 
İklil Kurban’ın babasının Tungan olduğunu yukarıda belirtmiştik. ABD’de babasını yakından tanıyan Ma Si-min adında bir Tungan vardır. Erkin Alptekin, ABD’ye yaptığı ziyaretlerde kendisiyle birkaç defa görüştüğünü bendenize ifade etmişti.
 
Tunganlar son derece şoven bir topluluktur. Müslüman oldukları halde Doğu Türkistan’daki Müslüman-Türklerden nefret ederler. Ana dilleri Çince olduğu için kendilerini Doğu Türkistan Türklerinden çok Çin’e yakın hissederler. Bu nedenle de Doğu Türkistan Türklerinin Çin’e karşı düzenledikleri bütün ayaklanmalarda Çin’i desteklemiş, Doğu Türkistan Türklerine karşı Çin’in yanında savaşmış ve Doğu Türkistan Türkleri arasında büyük katliamlar yapmışlardır[38].
 
Nitekim 1931 yılında Doğu Türkistan’da Çin’e karşı patlak veren istiklal mücadelesi liderlerinden olan merhum Mehmet Emin Buğra “Doğu Türkistan Tarihi, Coğrafi ve Şimdiki Durumu” adlı eserinde Tunganların Doğu Türkistan Türklerine karşı giriştiği katliamları kısaca şu şekilde anlatmaktadır[39]:
 
“Yaradılışında maceraperest olan Ma-Cung-Yin, Kumul inkılâbından haber alır almaz, yukarıda söylediğimiz gibi, 3000 kadar askerini alarak Kumul’a geldi. Hoca Niyaz Hacı onu Müslüman olduğu için iyi karşıladı ve birlikte düşmana hücum etti, ama, Ma-Cung-Yin, Kumul’da Çinli ve Türkistanlıları hiç ayırmadan soymaya koyuldu. Hoca Niyaz’ın haklı itirazlarını dinlemedi; binlerce silah, sayısız mal ve para ele geçirip düşmanın hücumu karşısında Hoca Niyaz Hacı’yı yalnız bırakarak Sucu’ya kaçtı. Böylece, iyice kuvvetlenmekte bulunan Kumul inkılâpçılarının zayıf düşmesine sebep oldu… Yukarıda söylendiği gibi Ma-Cung-Yin, Urumçi’den kati surette yenilerek Karaşehir’e geldikten sonra İli’den kaçıp Kûça’ya gelmiş bulunan 5,000 Tungan askerini kendi kuvvetlerine katarak bir daha kuvvetlenmiş bulunuyordu. … Rus bombardımandan kaçan Ma-Cung-Yin Martın sonlarında Kaşgar’a geldi. 10.000’den fazla askeri vardı. 28 Mart’ta Yenihisar’a hücum etti. Cephe kumandanı kardeşim General Nurahmet, şiddetli müdafaadan sonra Yenihisar kalesinde muhasara edilerek mudafaaya geçti. Bu haberi alan öteki kardeşim General Abdullah, Sabit Damolla ve General Mahmud, askerleriyle Yenihisar’a koştular. Bu haberi alan Ma-Cung-Yin de mühim kuvvetiyle geldi. 1 Nisan’da savaş başladı. Çok geçmeden General Mahmud’un askeri bozularak kaçtı. General Abdullah savaşı idare ederken geç vakitte şehid düştü ve askeri perişan oldu. General Nurahmet 3,000 kişilik kuvvetiyle düşman karşısında yalnız kalarak, Doğu Türkistan tarihinde görülmemiş kahramanlıkla çarpıştı. 10 Nisan’da 10,000 düşmanla boğuşan kahraman Nurahmet, 2500 askeriyle beraber şehid oldu…”
 
Eğer İklil Kurban kendisini bir “Türk” olarak telakki ediyorsa, o zaman Tunganların, Doğu Türkistan Türklerine karşı giriştiği bu hıyanet ve katliamları hakkında ciltler dolusu kitap yazması gerekirdi. Ama o “amca” olarak kabul ettiği Tunganlar aleyhinde tek kelam etmezken, Doğu Türkistan’da “Hocalar Devri” olarak da bilinen dönem hakkında bir doktora çalışması ve akabinde ömrü hayatı boyunca da din düşmanlığı ve ayrımcılığı yapmaktan geri durmamıştır. Bununla da hızını alamayan Kurban,  İsa Bey’le uğraşmayı kendisine vazife addetmiştir. Sen Kurban (!) olasın o lidere ki, senin için sadece “çok kusurlu insanmış[40]” demekten başka bir kelam ağzından çıkmamış, kaleminden yazıya dökülmemiştir.
 
Eğer İklil Kurban, Allah inancı olmadığı gibi Türklüğü de inkâr edip, kendisini bir Doğu Türkistanlı olarak kabul ediyorsa, o zaman Doğu Türkistan’daki Çin zulmünü Türk ve dünya kamuoyuna duyurmak için elinden gelen bütün imkânlarını seferber etmeliydi. Ama o, Doğu Türkistan’da kan gövdeyi götürdüğü bir sırada bundan 17 sene önce Yüce Yaradanı’na kavuşan İsa Bey’le uğraşmayı alışkanlık haline getirmiştir.
 
Sonuç olarak zannımca Alptekin ailesinin suskunluğu acizliklerinden değil asaletlerinden ileri gelmektedir. Ama İklil Beg(!)’in bilmesini isterim ki, Alptekin ailesi bir Türkiye’dir, bir İslam âlemidir, bir Türk dünyasıdır. Biz ve bizim gibi ahlak ve vicdan sahibi, hak ve hakkaniyetten yana tavır koyabilen, bilimsel değerleri benimsemiş, enine sonuna araştırmadan eline kalem almayanlar var oldukça, İklil Kurban gibiler yerlerde sürünmekten kurtulamayacaklardır. Merhum Mehmet Emin Buğra, Çinlilerle Kalem Güreşini iyi yapardı. Ne bilelim birgün Doğu Türkistan için bir Çinli ile değilde bir Çinli Müslümanın evladı, ne idiğü belirsiz bir Allahsızla kalem güreşi yapacağımızı. Ama benim inancım Çinle mücadele etmek kadar İklil Kurban gibilerle de mücadele etmeyi boynuma borç olarak takmıştır.
 
 
 
Yararlanılan Kaynaklar
 
A. Recep Baysun Türkistanlı, Türkistan Millî Hareketleri, İstanbul 1943.
 
Alihan Töre Şagunî, Türkistan Kaygısı, (çev. Kutlukhan-Edikut Şakirov-Oğuz Doğan), Wüzburg 2006
 
Alptekin İsa Yusuf; Doğu Türkistan Davası, Marifet yay., İstanbul 1981.
 
————————; Doğu Türkistan İnsanlıktan Yardım İstiyor.
 
————————; “Temir parda arqasındaği Şarqî Türkistan”, Millî Türkistan, LXXIV, (1951) s. 23-27.
 
————————; Demir Perde Arkasındaki Müslümanlar.
 
————————; Esir Doğu Türkistan İçin I-II, (haz. Ömer Kul), Berikan yay., Ankara 2007, 2010.
 
————————; Resimli Doğu Türkistan.
 
————————; Büyük Türkistan Hakkında Muhtıra.
 
————————; Doğu Türkistan’ın Hür Dünyaya Çağrısı.
 
————————; Unutulan Vatan Doğu Türkistan, Seha yay., İstanbul 1992.
 
Anat, Hacı Yakup; Doğu Türkistan’da Milliyetçilik Hareketleri: Makaleler, (haz. Soner Yalçın), Ankara 2005 .
 
Benson, Linda; The Ili Rebellion, M.E. Sharpe Inc., Armonk, New York, 1990
 
Burhan Şehidî, Şinciyan’da Ötken Elli Cil, Bei-jing 1984.
 
Buğra, Mehmet Emin; “Doğu Türkistan’a Dair”, Türk Kültürü, No: 21, (1964)
 
————————; Doğu Türkistan Tarihî, Coğrafî ve Şimdiki Durumu, İstanbul 1952Forbes, A.D.W.; Doğu Türkistan’daki Harp Beyleri (Doğu Türkistan’ın 1911-1949 Arası Siyasi Tarihi), (çev. Enver Can), DTV Yay., Münih 1990.
 
Gayretullah, Hızırbek; Uzaklara Balam, ed. Ömer Kul, Toker yayınları, İstanbul 2009.
 
Gökçe Yükselen Abdurrezzak, “Kanlarını Mürekkep Yapanlar”, Gökbayrak, No: 80, Kayser 2007.
 
Hayit, Baymirza; Türkistan Devletlerinin Milli Mücadeleleri Tarigi, TTK, Ankara 1995.
 
Kul, Ömer; “Osman Batur Doğu Türkistan Milli Mücadelesi (1911-1955)”, İstanbul Üniv., Sosyal Bilimler Enst., Doktora Tezi, İstanbul 2009.
 
————————; Osman Batur Han, Doğu Türkistan Göçmenler Derneği Yayını, İstanbul 2011.   Kurban, İklil; Doğu Türkistan İçin Savaş, Ankara 1995, s. 40.
 
Kurban, İklil; Gerçekler ve Yalanlar; Anılar Yansımalar (1943-2007), Ankara 2007.
 
————————; Şarki Türkistan Cumhuriyeti: 1944-1949, Ankara 1992.
 
————————;http://www.haberiniz.com.tr/yazilar/koseyazisi46090-Isa.Beg-Kimdir.html/15.02.2012.
 
Li Sheng, Çin’in Xin-jiang Bölgesi Geçmişi ve Şimdiki Durumu, (çev. Xu Xinyue), Xin-jiang Halk Yayınevi, Urumçi 2006.
 
Lensen, G. A.; “Yalta and the Far East”, The Meaning of Yalta, ed. J. L. Snell, Baton Rouge 1956.
 
Muhammed Ruhi Uygur, Türkistan, Wakf yayınevi, Karaçi 1953.
 
Nyman, Lars Erik; Great Britain and Chinese,Russian and Japanese Interests in Xinjiang, Munksgaard, Kopenhag 1977.
 
Prof. Dr. Ahmet Şükrü Esmer’e Armağan, Ankara üniv., Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayını, Ankara 1981.
 
 “Şarki Türkistan Meseleleri”, Yaş Türkistan, S. 106, (1939), s. 5-6, (4280-4281).
 
“Bir İsimsiz Risalenin İçyüzü” Yaş Türkistan, S. 116-117, (1939), s. 50-51 (4785-4786).
 
Türkistan Şehitleri, DTGC Yay., İstanbul 1969.
 
Stettinius, E. R.; Roosevelt and the Russian: The Yalta Conference, London 1950.
 
Yılmaz Hüseyinoğlu Polat, “Alixan Törə Saquni ve Onun Şarqi Türküstanın Azatlığı Uğrunda Mübarizəsi”, Basılmamış Doktora Tezi, Qafqaz Universitesi, Bakı 1999.
 
Yalçın, Soner; Hacı Yakup Anat: Hayatım ve Mücadelem, Özkan Matbaacılık, Ankara 2003.
 
Seyfeddin Azizi, Ömür Destanı, Pekin 1997
 
Polat Kadiri, (Ülke Tarihi) Baturlar: Doğu Türkistan Millî Mücadele Tarihi: 1930-1949”, (çev. Ömer Kul), Berikan yayınevi, Ankara 2009.
 
Togan, A. Zeki Velidi Umumi Türk Tarihine Giriş, Enderun Yayınevi, İstanbul 1981.
 
 
 
Ekler:
 
Ek-1: Hicaz Kurultayı karar sureti metni
 
 
 
Ek-2: Mahmut Muhitî’nin İsa bey’e yazdığı metup
 
 
 
Ek-3: Erk gazetesinin kupürü
 
 
 
Ek-4: İsa Yusuf Alptekin’in Çin’de çıkardığı Derginin kapatılmasına, mallarının müsadere edilmesine dair belge
 
 
 
 
[1] Doğu Türkistan’da “bey” yerine “beg” tabiri kullanılır. Türkiye’de ise bir kibarlık göstergesi olarak kişilere “bey, beyefendi, sayın…” gibi kelimelerle hitap edilir. Bununla birlikte İsa Yusuf Alptekin, Doğu Türkistan’da “İsa Ependim” olarak bilinir. İklil Kurban yazısında dalga geçer bir tarzda “İsa beg” demekle İsa Yusuf Alptekin’i bir nevi tahfif yolunu seçmiştir ki, kanaatimce bu tarzı kendisinin kişiliğini de ortaya koymaktadır. İsa Yusuf Alptekin ve arkadaşlarına “ependim/efendim” tabirinin kullanılmasıyla alakalı olarak bkz. Hızırbek Gayretullah, Uzaklara Balam, ed. Ömer Kul, Toker yayınları, İstanbul 2009, s. 70 vd.
 
[2] http://www.haberiniz.com.tr/yazilar/koseyazisi46090-Isa.Beg-Kimdir.html/15.02.2012
 
[3] İsa Bey hakkında birçok defa sohbet ettiğim oğlu Erkin, Arslan ve Ilgar Alptekinler de bu sözleri teyit etmişlerdir.
 
[4] İklil Kurban dine bakışını hatıratında şu cümlelerle ifade eder. O hatıratında babasını anlatırken;  “… o dinini çok severdi, bense dini hiç sevmezdim. Aramızda bu kadar inanç zıtlığı olmasına rağmen birbirimizi severdik. Babam ömür boyu namazını orucunu hiç kaza kılmamış bir kişi olmasına rağmen, bana bir kez bile namaz kıl oruç tut dediğini hatırlamıyorum” ve eserinin başka bir yerinde; “… İstanbul’dan ayrıldığımdan beri ne kadar zaman geçmiştir, herhalde bir veya iki yıl, Mehmet Pakalın ve Hakkı Dursun Yıldız ikisinin art arda kanser hastalığından öldüğü haberini duydum ve düşündüm: Bana yaptıklarından dolayı Allah belalarını vermiş, diyebilirdim. Fakat Allah diye bir inancım olmadığı için, böyle bir kargışı doğru ve geçerli bulmadım.” bkz. İklil Kurban, Gerçekler ve Yalanlar; Anılar Yansımalar (1943-2007), Ankara 2007, s. 30-31, 200.
 
[5] Ayrıca bkz., İklil Kurban, Yalanlar ve Gerçekler, s. 189.
 
[6] Prof. Dr. Alimcan İnayet’in hayatı ve ilmi çalışmaları için bkz. http://akademik.ege.edu.tr/?q=tr/bilgiler&id=1399. Ayrıca bkz. www.alimcaninayet.com
 
[7] Doç. Dr. Erkin Ekrem’in hayatı ve ilmi çalış çalışmaları hakkında bkz. http://www.sde.org.tr/YazarDetay.aspx?yazarID=34
 
[8] Yrd. Doç. Dr. Erkin Emet’in hayatı ve ilmî faaliyetleri için bkz. http://www.biyografi.net/kisiayrinti.asp?kisiid=4509
 
[9] Ayrıca bkz., İklil Kurban, Yalanlar ve Gerçekler, s. 189.
 
[10] Ayrıca bkz., İklil Kurban, Yalanlar ve Gerçekler, s. 189.
 
[11] Hicaz Kurultayı’na ait belgeler arşivimizde mevcuttur. Krş için bkz. Ek-1.
 
[12] İsa Yusuf Alptekin tarafından kaleme alınan veya hatıralarını yayınladığımız iki ciltlik eserde kendisinin lider veya savaşçı olduğuna dair bir ifade bulunmamaktadır. ilgilenenlerin gözatması için bkz. Doğu Türkistan Davası, Marifet yay., İstanbul 1981 (Arapça’ya çevrilmiş olup, Mekke’de 5.000 adet bastırılıp, dağıtılmıştır); Doğu Türkistan İnsanlıktan Yardım İstiyor (Türkçe); : “Temir parda arqasındaği Şarqî Türkistan”, Millî Türkistan, LXXIV, (1951) s. 23-27; Bu makalenin genişletilmiş hali Demir Perde Arkasındaki Müslümanlar adı ile yayınlanmıştır (Arapça olarak basılmış olan bu eser daha sonra Malezya Hükümeti tarafından kendi dillerine çevrilerek 25.000 adet bastırılıp dağıtılmıştır); Esir Doğu Türkistan İçin I-II (İsa Yusuf Alptekin’in hatıratının 1949 yılına kadarki bölümünü ihtiva eden eser M. Ali Taşçı tarafından yayına hazırlanmış ve 1985 yılında Doğu Türkistan Neşriyat Merkezi tarafından yayınlanmıştır. Bu eser tarafımızdan tekrar gözden getirilerek “Esir Doğu Türkistan İçin-1, İsa Yusuf Alptekin’in Millî Mücadele Hatıraları” adı ile yayına hazırlanıp, Berikan Yayınevi tarafından 2010 yılında tekrar bastırılmıştır. Aynı zamanda İsa Yusuf Alptekin’in hatıratının 1949-1980 tarihleri arasında dilimi için yine tarafımızdan hazırlanan “Esir Doğu Türkistan İçin-2: İsa Yusuf Alptekin’in Millî Mücadele Hatıraları” adı ile 2007 senesinde basılmıştır); Resimli Doğu Türkistan (Türkçe, Arapça, İniglizce); Büyük Türkistan Hakkında Muhtıra (Türkçe, Arapça, İngilizce); Doğu Türkistan’ın Hür Dünyaya Çağrısı (Türkçe, Arapça, İngilizce); Unutulan Vatan Doğu Türkistan, Seha yay., İstanbul 1992.
 
[13] İklil Kurban, Yalanlar ve Gerçekler, s. 189.
 
[14] Ayrıca bkz. İklil Kurban, Yalanlar ve Gerçekler, s. 189.
 
[15] İklil Kurban’ın kin, nefret ve husumetini anlayabilmek için kendisini tanıyanlarla, Türkiye’ye her geldiğinde Erkin Alptekin ve merhum Arslan Alptekin beylerle uzun uzadıya sohbetler etmişimdir. Bazen kendimi onun yerine koyup, onun gözüyle olaylara bakmaya çalışmışımdır. Lakin İklil Kurban’ın içinde bulunduğu durumu izah edebilecek bir sözcük bulamamışımdır. Bu durum olsa olsa kendisinde Allah inancı olmamasından, bu durumla bağlantılı olarak vicdan ve ahlak yoksunu olmasından kaynaklandığına kanaat getirmişimdir.
 
[16] Ayrıca bkz. İklil Kurban, Yalanlar ve Gerçekler, s. 190; krş için bkz. aynı mllf; Doğu Türkistan İçin Savaş, Ankara 1995, s. 40.
 
[17] Milliyetçi Çin Cumhuriyeti’nin kurucusu.
 
[18] Bu konuda tafsilatlı bilgi için bkz. Ömer Kul, Esir Doğu Türkistan İçin-1; İsa Yusuf Alptekin’in Mücadele Hatıraları, Berikan Yay., Ankara 2010, s. 298 vd.
 
[19] Ayrıntılı bilgi için bkz. İklil Kurban, Gerçekler ve Yalanlar, s. 287 vd.
 
[20] Burhan Şehidî, Şinciyanda Ötken Elli Cil, Bei-jing 1984. sayfa no
 
[21] Mehmet Emin Buğra, Doğu Türkistan Tarihî, Coğrafî ve Şimdiki Durumu, İstanbul 1952, s. 55.
 
[22] Eserde verilen bu tarih muhtemelen baskı hatasıyla bu şekilde yer almıştır. Tarihi olaylar İsa Yusuf Alptekin’in 1932 yılı itibariyle Merkezî Çin’e gittiğini ortaya koymaktadır. Bkz. Ömer Kul, Esir Doğu Türkistan İçin-1, s. 213.
 
[23] Vakit gazetesi adına I. Dönem Lozan Barış anlaşması görüşmelerini takip eden Ahmet Şükrü Esmer, 1949-1950 yılları arasında Basın Yayın Genel Müdürlüğü yapmıştır. Aynı zamanda dönemin Ulus gazetesinde dış politika yazıları yazan ve eski bir gazeteci olan A.Şükrü Esmer, Amerika’da Columbia üniversitesinde hukuk tahsili görmüştür. Devletler hukuku ve siyasi tarih alanında doktora yapan Esmer, Türkiye’ye donünce kısa bir süre ingilizce ögretmenliği yapmış ve 1954’da Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne Profösor olarak atanmıştır. Ahmet Şükrü Esmer Hakkında geniş blgi için bkz. Prof. Dr. Ahmet Şükrü Esmer’e Armağan, Ankara üniv., Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayını, Ankara 1981.
 
[24] Mahmut Muhiti hakkında bilgi için bkz. Ömer Kul, “Osman Batur Doğu Türkistan Milli Mücadelesi (1911-1955)”, İstanbul Üniv., Sosyal Bilimler Enst., Doktora Tezi, İstanbul 2009; ayrıca dönemin olaylrıyla alakalı geniş bilgi için bkz.Ömer Kul, Osman Batur Han, Doğu Türkistan Göçmenler Derneği Yayını, İstanbul 2011. Ayrıca Burhan Şehidî,  Seyfettin Azizi ve Muhammet Ruhi Uygur’un bahsettiği konularla alakalı olarak geniş bilgi için bkz. Linda Benson, The Ili Rebellion, M.E. Sharpe Inc., Armonk, New York, 1990, s. 67-128. Japonların Batı ve Doğu Türkistan liderleriyle kurdugu temaslar konusunda geniş bilgi için bkz. Lars Erik Nyman, Great Britain and Chinese,Russian and Japanese Interests in Xinjiang, Munksgaard, Kopenhag 1977.
 
[25] Zikredien iki yazı için bkz. “Şarki Türkistan Meseleleri”, Yaş Türkistan, S. 106, (1939), s. 5-6, (4280-4281) “Bir İsimsiz Risalenin İçyüzü” Yaş Türkistan, S. 116-117, (1939), s. 50-51 (4785-4786)
 
[26] Zikredilen mektubun aslı arşivimizde bulunmakla birlikte, başta İklil Kurban olmak üzere, ilgilenenlerin istifade etmesi için çalışmamızın ekler kısmına fotokopisini koyduk. bkz. Ek-2.
 
[27] Zikredilen dönemin olaylarıyla ve Mahmut Muhiti ile alakalı olarak bkz. Ömer Kul, Esir Doğu Türkistan İçin-1, s. 334 vd.; aynı mllf.; “Osman Batur ve Doğu Türkistan Millî Mücadelesi”, s. 133, not 393, 393; Türkistan Şehitleri, DTGC Yay., İstanbul 1969, s. 46; A.D.W. Forbes, Doğu Türkistan’daki Harp Beyleri (Doğu Türkistan’ın 1911-1949 Arası Siyasi Tarihi), (çev. Enver Can), DTV Yay., Münih 1990, s. 458-59.
 
[28] İklil Kurban benzer ifadeleri Yalanlar ve Gerçekler (s. 189) kitabında; “… Gulca’da Şarki Türkistan Cumhuriyeti kurulunca (1944), bu kez çin, İsa Bey’i yine Çin’den Urumçi’ye gönderip, bağımsızlığa karşı propaganda aracı olarak kullanır…” iddialarda bulunmaktadır. Kurban’ın hezeyanlarının bir başka versiyonu da bu olaylarla alakalı aktardığı bilgilerde saklıdır. Dönemin olayları objektif olarak incelendiğinde İsa Bey’in 1945 yılında Doğu Türkistan’a dönebildiğini ve Gulca millî hareketine karşı olumsuz hiçbir hareket içerisinde olmadığını herkes görebilir. Dahası Gulca liderlerini Çinli yetkililerle görüşme masasına oturmaya zorlayan da Moskova olmuştur. Ayrıca zikredilen dönemi sağlıklı değerlendirebilmek için dünya siyasetini de iyi bilmek gerekir. Mesela bu görüşmelerin başlamasından önce gerçekleştirilen Yalta Konferansı’nın Doğu Türkistan’ın kaderini nasıl etkilediğini de iyice tetkik etmek zaruridir. Zikredilen dönemin siyasi olaylarıyla ve Yalta Konferansıyla alakalı olarak bkz. Ömer Kul, “Osman Batur ve Doğu Türkistan Millî Mücadele Tarihi”, s. 320, not 267. Bilgilerin karşılaştırılması için bkz. Li Sheng, Çin’in Xin-jiang Bölgesi Geçmişi ve Şimdiki Durumu, (çev. Xu Xinyue), Xin-jiang Halk Yayınevi, Urumçi 2006, s. 165; G. A. Lensen, “Yalta and the Far East”, The Meaning of Yalta, ed. J. L. Snell, Baton Rouge 1956, s. 150 vd.; E. R. Stettinius, Roosevelt and the Russian: The Yalta Conference, London 1950, s. 28;
 
[29] Dönemin olayları ile alakalı olarak geniş bilgi için bkz. Ömer Kul, “Osman Batur ve Doğu Türkistan Millî Mücadelesi”, s. 184 not 255-257, s. 186, 192-193, 206, 209-210, 307, 309, 316-317, 321, 323, 330, 332-333, 336-337, 343, 402; Ayrıca bkz. Alihan Töre Şagunî, Türkistan Kaygısı, (çev. Kutlukhan-Edikut Şakirov-Oğuz Doğan), Wüzburg 2006; Yılmaz Hüseyinoğlu Polat, “Alixan Törə Saquni ve Onun Şarqi Türküstanın Azatlığı Uğrunda Mübarizəsi”, Basılmamış Doktora Tezi, Qafqaz Universitesi, Bakı 1999
 
[30] Hacı Yakup Anat, Doğu Türkistan’da Milliyetçilik Hareketleri: Makaleler, (haz. Soner Yalçın), Ankara 2005, s. 20 vd. Gerçi İklil Kurban’a göre Hacı Yakup Anat da İsa Bey gibi Çinperesttir. Takip ettiğimiz kadarıyla İklil Kurban’a göre İsa Bey’i seven ve takdir edenlerin hepsi Çinperesttir. İklil Kurban, Yalanlar ve Gerçekler (s. 196-197) kitabında İsa Yusuf Alptekin’e ve Hacı Yakup Anat’a saldırıken; “Kudurmuş ve yalancı Hacı Yakup Anat, Turgun Almas’a da saldırabilirdi, fakat onun dünya çapında kazanmış ününden-saygınlığından çekinip, dolaşıp dönüp, Abdülkerim Abbasi’ye saldırmış ve kendisinin Çinperestliğini gizlemek için onu “rusperestlik” (rus’a tapan) olarak suçlamıştır. (Anat, 2002, 11-13). Acaba Rusperestlik, selefi İsa Bey ile kendisi gibi Çinperestlikten (Çinperest-Çin’e tapan) daha mı kötü? Ahmetcan Kasimi ve Abdülkerim Abbasiler, Anat’ın iftira ettiği gibi “Rusperest” olsalardı, Şarki Türkistan Cumhuriyeti’nin önderi olamaz, Rus-Çin işbirliği ile öldürülmezlerdi (Kurban, 1992: 87) Ahmetcan Kasimi ve Abdülkerim Abbasi’den geriye, tarihe mal olmuş ve kuşaktan kuşağa geçebilen “Şarki Türkistan Cumhuriyeti” denilen manevi bir miras kalmıştır. İsa Yusuf Alptekin’den ve Hacı Yakup Anat’tan geriye “Çinperest” ve “hain” denilen kargış kalmıştır” ifadelerini kullanmaktadır. Sadece bu alıntı üzerinden baktığımızda İklil Kurban’da bir kişilik problemi olduğu alenen ortaya çıkmaktadır. İlk olarak Anat için referans verdiği çalışmanın zikredilen sayfalaında böyle bir itham yoktur. İkincisi Abdülkerim Abbasi’nin Sovyet güdümünde olduğu aşikârdır. Üçüncüsü Allah inancı olmayan bir kişinin kaleminden “manevî miras” tabirini nereye oturttuğunu anlamak güçtür. Dahası dini bir terim ve İslam’ın şartlarından biri olan “Kurban” soyadını nasıl taşımaktadır? Hacı Yakup Anat’ın zikredilen eserleri için bkz. Soner Yalçın, Hacı Yakup Anat: Hayatım ve Mücadelem, Özkan Matbaacılık, Ankara 2003; Doğu Türkistan’da Milliyetçilik Hareketleri: Makaleler, (haz. Soner Yalçın), Ankara 2005. Abdülkerim Abbasi hakkında bilgi için bkz. Ömer Kul, “Osman Batur ve Doğu Türkistan Millî Mücadele Tarihi”, s. 287-188, 206, 330, not 294, 407, s. 331, 336. Bilgileri karşılaştırmak için bkz. Forbes,  a.g.e., s. 360; Li Sheng, a.g.e, s. 166; Baymirza Hayit, Türkistan Devletlerinin Milli Mücadeleleri Tarigi, TTK, Ankara 1995, s. 330; Gökçe Yükselen Abdurrezzak, “Kanlarını Mürekkep Yapanlar”, Gökbayrak, No: 80, Kayser 2007, s. 10.
 
[31] Seyfeddin Azizi, Ömür Destanı, Pekin 1997, s. …
 
[32] Erk gazetesinin küpürü için bkz. Ek-3.
 
[33] Muhammed Ruhi Uygur, Türkistan, Wakf yayınevi, Karaçi 1953, s. 26.
 
[34] Dönemin olayları ve Burhan Şehidî ile alakalı olarak bkz. Ömer Kul, “Osman Batur ve Doğu Türkistan Mücadelesi”, s. 170, not 182, s. 206, 218, 228, 230 not 462, s. 233-234, 335, 344, 356-357, 360, 363-364, 367, 385, 389.
 
[35] Bu eser tarafımızdan Uygur Türkçesi’nden Türkiye’ye Türkçesi’ne “(Ülke Tarihi) Baturlar: Doğu Türkistan Millî Mücadele Tarihi: 1930-1949” (Berikan yayınevi, Ankara 2009) adıyla yayınlanmıştır.
 
[36] Derginin kapatılmasına, mallarının müsadere edilmesine dair belge için bkz. Ek-4.
 
[37] Çin Müslümanlarına Doğu Türkistan’da Tungan veya Döngen denilir. Günümüzde Çin sınırları içinde Tunganların en çok bulunduğu yer, Doğu Türkistan dâhil, Çin’in kuzeybatı kısmıdır. Tunganların etnik yapıları hakkında, A. Zeki Velidi Togan (Umumi Türk Tarihine Giriş, Enderun Yayınevi, İstanbul 1981, s. 150): “Moğollar zamanından kalan ve sonraları Doğu Türkistan’da cereyan eden hadiselerde Kuzey Çin’e gidip yerleşen ve Çinlileşen Müslüman Türk ve Moğol unsurları Döngen ismiyle tanınıyorlar” demektedir. A. Recep Baysun Türkistanlı (Türkistan Millî Hareketleri, İstanbul 1943, s. 187) ise Tunganların aslen Uygur Türkü olduklarını belirtmektedir. M. Emin Buğra (“Doğu Türkistan’a Dair”, Türk Kültürü, No: 21, (1964), s. 101) ise XIX. asrın başlarında Shan-xi Eyaleti’nin Dong-guan şehrinde meydana gelen Müslüman isyanının bastırılmasından sonra Çinli Müslümanların Doğu Türkistan’a sürgün edildiklerini ve Dong-guan şehrine nispetle “Tunganî” olarak adlandırıldıklarını, bunun da zamanla Döngen şekline dönüştüğünü ifâde etmektedir. Krş. için bkz., Kurban, Şarki Türkistan Cumhuriyeti: 1944-1949, Ankara 1992, s. 19, not  41.
 
[38] Doğu Türkistan’da Tungan kişiler, tutum ve davranışları hakkında bkz. Ömer Kul, “Osman Batur ve Doğu Trkistan Millî Mücadelesi”, s. IV, 5-6, 29- 31, 29 not 3, 39 not 55, 40-41, 48, 53, 55, 60, 62, 63 not 68, 63 not 70, 68 not 73, 64-70, 66 not 85, 68 not 97-98, 69 not 103, 72, 75, 77, 79-84, 80 not 161, 84 not 176, 86-87, 90-100, 98 not 237, 99 not 240, 95 not 220, 96 not 221, 97 not 229, 102-107, 109-110, 110 not 276, 112, 113 not 300, 114-118, 120-121, 125-136, 125 not 361, 126 not 370, 127 not 373, 130 not 385 143-147, 144 not 48, 145 not 51, 145 not 53, 152, 156, 166, 168, 172-173, 173 not 205, 192 not 302, 205-206, 206 not 372, 216, 222, 230 not 463, 232 not 473, 238-239, 250, 254 not 58, 329, 335 not 317, 365-66, 369, 396-97
 
[39] M.E. Buğra, Doğu Türkistan, s. 36, 44-45.
 
[40] İklil Kurban, Gerçekler ve Yalanlar, s. 207.