Home » Haberler » Doğu Türkistan’da bir gece

Doğu Türkistan’da bir gece

Hamburg’da yaşayan Memet Aydemir, ata yurdumuz Türkistan’a turist kimliğiyle giderek soydaşlarımızın gündelik hayatıyla ilgili yüzlerce fotoğraf çekip, seyahat notlarını da kitap halinde yayınlamış.

Aşırı göç, nüfus yapısı olarak Uygurlar’ın aleyhine değişmiş durumda. 1949 yılında 300 bin olan Mançur ve Çinli sayısı günümüzde 16 milyona ulaşmış, Uygurlar’ı öz ana vatanlarında azınlık durumuna düşürmüştür. Öz vatanlarında ikinci sınıf insan muamelesi gören Uygurlar sırtlarını duvara dayamış, tutunacak bir dalları yok, var olma mücadelesi veriyorlar.

Bir akşam vakti Zümrüt ile dolaşırken, bir sokaktan gece karanlığında binlerce insanın gürültüsünü duyunca o yöne doğru gittik. Gördüğüm manzara muhteşemdi. Caddede binlerce insan, yüzlerce masa ve binlerce sandalye vardı. Her yerde yanan ocakların alevleri gözüküyordu. Akşam olup dükkânlar kapandıktan sonra buraya seyyar lokantalar kuruluyordu. Kalabalığın içine karışmadan önce yüksek bir yerden resim çekmek istiyordum. Bir binanın üçüncü katında bulunan internet kafeye çıktık.

Ben açık balkondan resim çekerken, Zümrüt de fırsatı değerlendirip e-maillerini okumak istiyordu. Resimleri çekip dönerken bir de baktım ki, internet kafeyi işleten Çinli kadın, Zümrüt’ün pasaportunu almış numarasını bir yere yazıyordu. Hışımla gidip Çinli kadının elinden pasaportu aldım ve “biz sınırdan geçmiyoruz” dedim.

Pasaportu aldığım için, internete girmemize müsaade etmediler. Bütün Doğu Türkistan’da her Han Çinlisi sanki bir polis rolü üstlenmiş.

Aşağı indik. Kurulan seyyar lokantalarda, Uygurlar önceden evlerinde pişirdikleri yemekleri getirip gece saat 2 oluncaya kadar satıyorlar. Aralarında dolaştık. Cadde uzunlamasına ikiye bölünmüş, bir tarafında Müslümanlar, diğer tarafta da Uygurlar’ın deyimiyle “kâfirler” tezgâhlarını kurmuşlardı. Müslüman tarafında tandırda pişirilen bütün kuzular, tavuklar, kelle paça, mantı çeşitleri, balık ve sebze yemekleri satılıyordu.

Bir masaya oturduk. Çok sevdiğim çüçür (suda mantı) istedim. Bulaşık problemi olmaması için plastik torbaları taslara geçirip, içine yemeği koyuyorlar. Tabak boşalınca torbayı çıkarıp atıyorlar. Böylece bulaşık derdi çözülmüş oluyordu. Masada 15 dakika rahat oturmak mümkün değildi. Her dakikada bir “taşı sıksa suyunu çıkartacak” genç işsiz Müslüman Türkler mahçup bir şekilde, ellerinde bir karpuz veya kavun dilimini satmak için masaların arasında dolaşıyorlardı. Bir dilim karpuz 1 köy (0,10 cent). Çok sayıda sahipsiz ihtiyar insanlar sokaklara atılmış, dilenerek geçiniyorlar.

Uykum kaçmıştı. Zümrüt’ü gönderip yalnız başıma gece vakti epeyce dolaştım. Cadde kenarlarında evsiz barksız, yorgansız yataksız yatan onlarca adam vardı. Şapkalarını yastık, ceketlerini yorgan, çimenleri de döşek yapmış, yol kenarlarına uzanmışlardı.

Ertesi gün Cuma idi. Zümrüt ile Urumçili Müslüman Çinlilerin 120 yıl evvel kurdukları camiye gittik. Tek katlı küçük caminin mimarisi Çin tarzında yapılmıştı. Önündeki geniş avluda namaza gelen erkeklerin hanımları da gelip oturuyorlardı. Zümrüt’ün kendisi de Dungan olduğu için beni oradaki Müslümanlarla tanıştırdı. Bana çok yakınlık gösterdiler. Ben ise önceden adını duyduğum ve görmek istediğim “Yeni Tatar Camisi”ne gitmek istiyordum. Bir resim çekip sonra Cuma namazına duracaktım. İnsanlar dört bir yandan akın akın camiye geliyorlardı.

Uygurların Yurduna Yolculuk, Memet Aydemir, Herstellung und Verlag Books on Demand, Hamburg 2009

About admin

By admin