Home » Makale ve Analizler » DOĞU TÜRKİSTAN NERESİDİR

DOĞU TÜRKİSTAN NERESİDİR

TÜRKİSTAN – DOĞU Türkistan’ın KONUMU14.03.2019 / ANAKARA

ÖNSÖZ

Konuya girmeden önce birkaç söz söylemek gerekiyor.

Konu nedense son günlerde gündeme oturdu. Oturma nedeni kısa bir zaman sonra gerçekleşecek ve iktidarın kendisi için ölüm-kalım meselesi olarak gördüğü yerel seçimlerdir. Başarılı olunsa da olunmasa da ertesi gün unutulacaktır. Çünkü mevcut iktidar partisinin Türkle, Türklükle, Türkçe ile ilgili hiçbir çabası ve iyi niyeti yoktur. Bunları zamanı geldiğinde inilecek tramvay olarak görür. Aynı iktidar Mısır’ın Yahudi kökenli Rabia’sı ile ilgilenir ama Uygurların Uygur Ana dediği Rabia Kadir’e vize vermez.

Konuyu anlaşılır kılmak için, konu içinde bahsedilen tarihi derinliğin sığlaştığı yere kadar gitmek gerekti. Bu tarih, Türk Moğol İmparatorluğunun tarih sahnesinden silinmesinin hemen sonrasıdır. Buraya kadar gidip gelirken görülenleri anlatmak ancak 15 adet A4 sayfasında mümkün oldu. Esasında daha da uzun olması gerekiyordu (ilk çalışmam 48 sayfadır) ama her konuda bir şeyler söylemek isteyen “Türk insanı gerçeği” nedense, o söyleme temel teşkil edecek bilgiyi “yazılar çok uzun olmuş” düşüncesi ile okumadığı da bilinen bir gerçektir. Benim size tavsiyem yazının uzun olup olmadığına, anlatımın akıcı olup olmadığına bakmamanızdır, içinde bilgi olup olmadığına bakmanızdır. Kendimden örnek vermem gerekirse içinde bilgi olup olmadığına bile bakmaksızın edebiyat âleminde okunmamak için yazan yazarların eserlerini dahi okumaktayım. Nedeni çok basit, nasıl anlatmamam gerektiğini öğreniyorum. Size tavsiyem, ne buluyorsanız okumanızdır. Bu okuduklarınızı hızla anlama yetisi yanında, kendinizi anlama ve anlatma yetisini de geliştirecektir.

Bu “uzun” yazı daha anlaşılır ve okunur olması adına bölünerek size sunulacaktır. İyi okumalar.

Çokça yazılan ama hep aynısı yazılan ve derin bir boşluk olduğunu gördüğüm konuyla ilgili araştırmaya girdiğimde, okuduğum kaynakların neredeyse tamamının kendi içinde çeliştiğini gördüm. Hatta paragraf içinde bile çelişki var. Örnek vermek gerekirse paragrafın başında “Tarım toplumlarının ise sanayileşmiş toplumlara göre nüfus artış hızları çok fazladır.” Yazarken, sonunda “Sanayileşmiş toplumlarda nüfus artış hızının yüksekliği bilinen bir gerçektir.” yazmaktadır. BAKINIZ.

Hatta günümüzde, Türkiye’den giden bir partinin yetkilileri ve ondan önce bir gazeteci topluluğu asimilasyon yoktur, insanların eğitildiği eğitim kampları vardır gibi abuk bir düşünce açıklamışlardır. Hatırlatmakta sonsuz yarar var: Yeryüzündeki tüm eğitim ve öğretim sistemlerien önemli ASİMİLASYON aracıdır. İnsanları istenilen şekilde eğitmek asimilasyon değildir de nedir? Daha ilginci ve ironik olanı ise Birleşmiş Milletlerin açıklamasından sonra, Çinlilerin üstü kapalı bir şekilde asimilasyon yaptıklarını kabul edercesine “eğitim kamplarını kapatacağını” açıklamasıdır. Amiyane tabir ile “bu açıklama, yerli işbirlikçilere kapak olmuştur.” 

Konu, rakamlarla açıklanmaya çalışıldığında daha fazla hata barındırır görünüme geliyor. Bu yüzden rakamlardan olabildiğince kaçınıldı. Vermek gerektiği noktalarda ise üzerinde uzlaşılan rakamlar veya yakın olanlar temel alındı.

Buradan, konuyu uzmanların incelemediğini, öfke ile dolu olanların yazdığını, akıl ve mantık kıstaslarının kullanılmadığını anlamak mümkündür. Pek tabi ki böylesi yanlış bilgiler ile yola çıkılamayacağı da bir gerçektir. Zaten ilk işgal öncesinde (1750 yılı) aklın ve mantığın kullanılmadığı, her şeyin bir yanlışlıklar komedyası olduğu, bundan dolayı bir devlet yapısının olmadığı ve otorite boşluğu olduğu, ciddi bir kargaşanın yaşandığı bir gerçektir. Aynı karmaşa ve ciddiyetsizlik, diğer deyişle akılsızlık ve mantıksızlık, ikinci işgal öncesinde (1876 yılı) de vardır. Olmasa işgaller de olmazdı. 

 TÜRKİSTAN

143 yıldır işgal altında bulunan Doğu Türkistan[1], halen yaşanan olaylardan dolayı, günümüzde de güncelliğini korumaktadır. Doğu Türkistan dendiğinde bunun bir de batısının olduğu ve her ikisinin birleşip Türkistan ana ismi altında toplandığı hemen anlaşılır. O yüzden önce Türkistan’ın yeryüzündeki konumuna bakmak gerekir.

Türkistan, en büyük kıta olan Asya’nın, hem doğu-batı, hem de kuzey-güney ekseninde olmak üzere, ortalarına yakın bir yerde bulunmaktadır. Bir bütün olarak baktığımızda Türkistan’ın komşuları kuzeyde Rusya Federasyonu ve Moğolistan, doğuda Moğolistan ve Çin, güneyde Çin, Keşmir, Afganistan ve İran, batıda ise Hazar Denizi ve Rusya Federasyonudur. 

Esasında, -eski tarihleri saymazsak- başlangıçta bu bölge için doğu-batı ayrımı yoktur. Zamanla -işgallerle birlikte- oluşmuştur. Ancak, Türklerdeki liderlik geleneği açısından baktığımızda bu ayrım, toprak büyüklüğüne bağlı olarak, her zaman vardır. Doğu Kağanlığı her zaman Batı Kağanlığına üstün sayılmıştır. Bir emir komuta altına girileceği zaman Doğu Kağanı başa geçmiş ve Büyük Kağan olmuştur. Bu gerçeği Avrupa Hun İmparatorluğunda bile görürüz. Amcaları ölürken,  imparatorluğu, Attila ve abisi Bleda arasında bölmezden önce yeteneklerine ve liderliğine güvendiği Attila’ya bırakmak istemiştir. Ancak, Attila küçüktür ve esas hak -törelerde böyle bir kesinlik olmamasına rağmen- abisinindir. Amca Rua’nın gönlü Attila’da olduğu için kağanlık yarışı yapılmıştır. Ne yazık ki kazanan olmamıştır. Bu arada Rua amca ölür. Diğer amcaları -imparatorluğun baş şamanı- Aybars da Attila’yı istemektedir ama her ikisinin de aynı anda kağan olması gerçekleşir. Bleda batı, Attila ise doğu kağanı olurlar. Lükse düşkün olan Bleda, başlangıçta Attila’nın da beğenisini kazanmıştır. Zamanla bu niteliği üzerinden kalkmıştır.  Süreç içinde savaşçı niteliklerinden dolayı çok sevilen Attila tarafından ortadan kaldırılacağını düşündüğünden kendine muhafız olarak Hunların dışında bir kabilenin askerlerini seçer, Germen soyundan Skirler. Attila, “bir altın fazla verene hizmet ederim, benim için kabilemin çıkarları her şeyden öndedir” diyen Skir kralı Edekon’u satın alır ve abisini ortadan kaldırır. Abisini ortadan kaldırdığı gece baskınında, savaşçı niteliklerine çok güvendiği, yine Cermen soylu Gepidleri kendi öncüsü olarak kullandığını söylemeden geçmek tarihe haksızlık olur.

Daha yakın tarihte gerçekleşen bir olayda, belki de, Yıldırım Bayezid kendisine -kendisini Doğu, Osmanlı Padişahını ise Batı Kağanı olarak gören- Timurlenk tarafından yapılan “Beni Büyük Kağan olarak tanı” teklifini kabul etseydi Anadolu tarihi daha başka yazılacaktı…

Geçmişte Çarlık Rusya’sının, daha sonra Sovyetlerin işgali ve istilası altında kalan, Sovyetler dağıldıktan sonra ise kendi adları ile tarih sahnesine çıkan Kazakistan (2.725.000), Kırgızistan (190.000), Özbekistan (447.400), Tacikistan (143.100) ve Türkmenistan (491.210) km² ile Batı Türkistan’ı oluşturmaktadır.

Türkistan olarak adlandırılan bölgenin gerçek büyüklüğü yaklaşık 6 milyon (5,8) km²’lik bir alandır. Bunun bazı kaynaklara göre 1.828.418, diğer bazı kaynaklara göre ise 1.600.000 km²’si Doğu Türkistan’ı oluşturmaktadır.

Bu bölgede; İskitler[2], Büyük Hun (M.Ö. 220-M.S. 386), Tabgaç/Tamgaç (386-534), Göktürk (550-840), Karluklar/Üçoklar (766-1215), Uygur (846-1218), Karahanlı (840-1212), Büyük Selçuklu (1037-1194), Türk-Moğol (1218-1759), Çağatay Hanlığı (1227-1370), Büyük Timur İmparatorluğu (1368-1507) gibi büyük, tarih yapan ve dünyaya şekil veren devletler kurulmuş veya egemen olmuştur. Nereden bakılırsa bakılsın veya tarih geriye doğru da okunsa, ileriye doğru da okunsa, Türkistan -haliyle hem batısı hem de doğusu- M.Ö.’si ve M.S.’sı ile öz be öz TÜRK YURDUDUR.

Biraz daha ileriye giderek diyebiliriz ki Türklerin kurduğu -yukarıda saydığımız büyük devletlerin de dâhil olduğu- 120’den fazla devletin[3], büyük kısmının, hakkında konuştuğumuz coğrafyada veya hemen yakınlarında var olduğu da tarihi bir gerçektir. 

Tam bu noktada belirtmekte fayda var. İngilizler kendi sömürge sistemlerinin anlaşılırlığının artması için dünyayı kendilerine göre isimlendirmişlerdir. Türklerin öteden beri Türk Yurduolarak adlandırdığı, Farsça Türkistan olan bölgeye Orta Asya demişlerdir. Bir Atatürk milliyetçisinin Orta Asya lafını kabul etmeyeceği gün gibi açıktır. Yine İngilizler Türk yurtlarından biri olan Anadolu yarımadasını Ortadoğu diye adlandırdığı karmaşa ve kargaşa yumağı olan bölgeye dâhil etmişlerdir. Bunu da kabul etmemiz mümkün değildir. Burası bizim için Anadolu’dur.

Benzer şekilde Doğu Türkistan da, bu sefer Çinliler ve yandaşları tarafından, Sincan Uygur Özerk Bölgesi olarak adlandırılmaktadır. Bir Türk, bunu da bu şekilde kullanamaz. Orası bizim için Doğu Türkistan’dır ve batı ile birleşip Türkistan olacağı günü beklemektedir.

DOĞU TÜRKİSTAN’IN KONUMU

Yukarıda bahsettiğimiz her iki rakamıyla da (1,8 veya 1,6 milyon km²)  yüzölçümü Türkiye’den iki kat daha fazla olan Doğu Türkistan; kuzeyinde Kazakistan, Rusya Federasyonu ve Moğolistan, doğuda Moğolistan ve Çin, güneyde Çin, Tibet ve Keşmir, batıda ise Afganistan, Tacikistan, Kırgızistan ve Kazakistan ile komşudur.

İşgal edilmiş olduğu bu konumu ile Doğu Türkistan, işgalcinin en büyük idari bölgesidir. İşgalcinin topraklarının yaklaşık %20’sini, sınırlarının ise %25’ini oluşturur. 

Başkenti Urumçi’dir. Resmi dili Uygurca ve Çincedir. Nüfus belli bölgelerde yoğunlaşmıştır.

Nüfus, işgal edilen yerlerde, işgalci için en önemli tehlikedir. Direnen nüfusu azaltmak ve kendine yandaş nüfusu çoğaltmak ister. Bunun için de öldürme dâhil elinden ne geliyorsa yapar.

Sonuçları bugüne kadar gelen işgalin gerçekleştirildiği 143 yıl öncesinden beri gerek Mançu hanedanlığı, gerek Milliyetçi Çin Hükumetleri, gerekse de Komünist Çin yönetimi bu bölgede kendilerince geçerli olan ama asla gerçek ve doğru olmayan “Bölgeye kuzeyden gelen Türklerin, bölgede yaşayan Çinlilerle kaynaşması sonucu bugünkü nüfus ortaya çıkmıştır” söylemini kullanır. Yani yerleşik olanlar Çinlidir, göçebe olanlar Türklerdir. Yalan olur da bu kadarı olmaz. “Ey Çinli, tarihi sadece sen bilmiyorsun, herkes biliyor ve yazıyor. Hem sonra dünyanın kör, senin de kapalı olduğun devirler geçti.” diyesi geliyor insanın.

2019 itibari ile nüfusun 75.563.498 kişi olduğunu değerlendirmek mümkündür. Bunun için Mao Ze Dung’un 1949 yılında bölge için açıklamış olduğu 9 milyon rakamı ile yıllık %3 -genel kabul görmüş- nüfus artış oranı temel alınmıştır.

Ayrıca 1984,1986,1988 yıllarında Doğu Türkistan’a giden Halil Şıvgın[4], Türklerin 40-50 milyon arası bir nüfusa sahip olduğunu, Çin yönetiminin gerçek rakamları vermediğini (Yeni Türkiye Dergisi, Sayı 15, Mayıs-Haziran 1997, s.1026)belirtmektedir.

Ama bunların yanında, bir başka raporda yaklaşık 23 milyon nüfus olduğu, bunun yaklaşık %45’ini Uygurların, %40’ını ise Çinlilerin, kalan kısmın ise diğer Türk kökenliler olan Kırgız, Kazak, Özbek ve Türkmenlerden oluştuğu bildirilmektedir.

Bir başka raporda ise tüm Türk kökenlilerin 35 milyon olduğu belirtiliyor.

Gördüğünüz gibi, bölge ile ilgili olan her türlü bilgi kaynağı şüphelidir. Tüm bu şüpheli raporlar, izlenimler dikkate alınarak gene de, soykırıma veya asimilasyona uğrayan, savaşlarda imha edilen, devlet terörü olaylarında öldürülen ana unsur nüfus olduğu için burada kısaca bir rakam verilmiştir. Bilgilerin şüpheli olması, bunların bilinçli yapıldığı şüphesini üzerinde barındırmaktadır.


[1] Daha öncesinde 112 yıllık bir esaret daha vardır.

[2] Bazı kaynaklarda geçiyor. Sümerlerin tarih sahnesinden silinmesiyle birlikte onların bir kolu olan İskitler Asya’nın ortaları olarak tarif edilen bu bölgeye yerleşiyorlar. Bu bölgeden hareketle batıya geçmeleri ve Anadolu’ya varmaları söz konusudur. Zamanla Avrupa’nın kuzeyine kadar çıkıyorlar ama kendileri gibi atlı göçebe olan Sarmatlar tarafından tarih sahnesinden siliniyorlar. İskitler kimmeryalılar ve amazonla ile de ilgilidir.

[3] Mehmet Altay Köymen, Büyük Selçuklu İmparatorluğu Tarihi, 1.cilt, 5. Baskı, TTK, Ankara, 2016, s. 17. Veya İsmail Kayabalı-Cemender Arslanoğlu, Tarihte Türklük, Türk Kültürü (Kara Kuvvetleri Sayısı) /10,11,12, s.75-111.

[4] Türk siyasetçi.

About admin

By admin